Bir çocuğun kalbinde kurşunun ne işi var?

“cinayeti kör bir kayıkçı gördü

ben gördüm kulaklarım gördü”

Attila İlhan

Geçen hafta...

Lütfü Taş yaşamını yitirdi. Kimdi Lütfi Taş?

Belki bazılarınız biliyordur, bilmeyenler için: “Barış Süreci” kapsamında 2009 yılında “Barış Grubu” dahilinde Kandil’den ülkeye dönüş yapmış, ardından hapse atılmıştı. Hastaydı, defalarca ilgili mercilere yapılan başvuruları hep geri çevrilmişti. Sonunda 2014’ün son günü Diyarbakır Cezaevi’nde yaşamını yitirdi. Barış Süreci ve insanların yaşadığı işte! Dağlarda öldüremediğini, “gelin barışalım” deyip hapislerde çürüterek öldürüyordu. 2014, “çok güzel şeyler olacak” denilen bir yıldı! Devlet için çok güzeldi, bir dünya “asi”yi öldürmüştü, bir kişiden daha kurtulmuştu! Süreç’in diğer tarafı için ise beter bir yıldı!

Birkaç gün önce…

Şırnak'ın Cizre İlçesi'nde güvenlik güçleri ile PKK'nın gençlik yapılanması üyeleri arasında çıkan olaylarda 14 yaşındaki Ümit Kurt, kalbine isabet eden tek kurşunla hayatını kaybetti.”  06.1.2015

14 yaşında! Bir çocuk! Kalbine isabet eden bir kurşunla… Bir çocuğun kalbinde kurşunun ne işi var? Neden kimse bunu sormuyor?

Bu ülkede çocukların kaderi değişmiyor! 14 yaş!

Hala insanlar öldürülüyor! Ve herkes birilerini suçluyor. Sonuç değişmiyor!

Ölen öldüğüyle kalıyor, ardından hak arayanlar tehdit ve şantajla susturulmaya çalışılıyor!

Süreç, toplumsal barış denilen şey bu ölümlerin, öldürülmelerin önüne geçmeyecekse, bu çocuklar hep ölecekse neden var? Kim, kimle, neyin sürecini yürütüyor? Yürüyor mu?

Cinayeti kör bir kayıkçıdan başkası görmüyor, yine yapana yaptığı kar kalıyor!

Aynı gün…

Frederike Geerdink "terör örgütü propagandası yapmak" suçlamasıyla gözaltına alınıyor. Hollandalı gazeteci, terörle mücadele polisi tarafından Diyarbakır’daki evinden gözaltına alınıp üç saat sorgulanıyor. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, Geerdink’in Twitter üzerindeki yazı ve yorumları nedeniyle, ‘örgüt propagandası’ suçlamasıyla gözaltına alındığını söylüyor. Terör örgüt diye PKK’den mi yoksa başka bir örgütten mi bahsediliyor anlamak güç? Makul şüphe var, yeter!

Cumhurbaşkanı, “Türkiye basını kadar özgürü yok” desin, aynı saatlerde tam teşkilatlı 8 terörle mücadele şubesi polisi bir kadın gazetecinin evine çıkarma yapıp evinden alarak üç saat alıkoysun!

Barış-süreç bir yandan, gözaltı ve tutuklamalar bir yandan…

Basın özgürlüğü: Dilediğin zaman, dileğin yerde, dilediğin şekilde, dilediğin basın görevlisini gözaltına almak.

Aynı saatlerde…

Sosyal mecralarda bu gözaltına dair aynı anda binlerce farklı şey akıp duruyor. Twitter’da on binlerce takipçisi olan bir hesaptan aynen şu cümleler paylaşılıyor: “Diyarbakır'da Hollandalı ajan, gazeteci adi altinda hareket ediyor Bizim libos ve sosyalistler de Vay hanimiş basın özgürlüğü? Bi bitmediniz”,

“(…) Hollandali ajan pkk destekcisiyken nasil serbest kalir #GeerdinkTutuklansın”. Bu paylaşımı yapanın zihninin kurduğu bu arızalı denkleme mi, bunu ifade şekline mi bir şey demeli?

Bu yaşananlar toplumsal barışın neresinde yer alıyor? Eski Türkiye mi, yeni Türkiye mi? Birbirlerinden ne farkı var? Neden bu kirli seçeneklerden birini seçmek zorundayız? Buna mecbur muyuz, başka seçeneğimiz yok mu?

Yorumlar