Hepsini toplayıp verelim kurşuna dizsinler!

Yine bir çocuk, 12 yaşında. Nihat Kazanhan, başından vurularak öldürüldü. Amcası, “Öğlene kadar iş yerinde beraberdik, eve gelip yemek yedik, sonra sokağa çıktı ve hiçbir olay yokken başından vurularak öldürüldü.” diyor. Hiçbir olay yokken!

Coğrafyamız ölüm bakımından çok bereketli. Ölmek her zaman çok kolay, bunun için herhangi bir olay olmasına gerek yok. Kuş avlar gibi, patır patır çocukları öldürüyorlar. Son 20 günde Cizre'de öldürülen insan sayısı: 6! Toplasan hepsinin yaşını, ortalama ömür etmiyor bile.

Böyle tek tek zor oluyordur. Hepsini toplayıp verelim kurşuna dizsinler! Hem emekten ve zamandan tasarruf ederler.

Başbakan, bunun bir provokasyon olduğunu, güvenlik görevlileriyle bir ilgilerinin “kesinlikle” bulunmadığını açıkladı. Üç haftada 6 insan-çocuk öldürülüyor, bunun güvenlik güçleriyle alakası yok, peki alakası olanlar neredeler, kimler? Provokasyonsa madem bunu yapanlar neden bulunmuyor? Kaybolan koyundan haberi olan devlet, sokakta herkesin gözü önünde öldürülen bu çocukların sorumlularından neden, nasıl oluyorsa haberdar olamıyor!

Başta Milliyet olmak üzere bir çok gazete ve haber kanalı için bu çocuk cinayetleri (Kürt çocukları oldukları için mi?) haber değeri taşımıyor, online web sayfalarında bile yer almıyor. Tıklanacak her şey, tıklanmayacaklar da tıklanacak şekilde, haber yapılırken bir çocuğun gün ortasında kafasından vurularak öldürülmesi tıklanmaya takılıyor. Haber olmuyor. Olamıyor.

Paris’te Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı sonrası dünya ayağa kalktı. 12 insanı, gözlerini kırpmadan dünyanın ortasında öldürdüler. Bunu din adına yaptılar, öyle olduğunu söylediler. Buna inanıyorlar.

Pazar günü yapılan anmaya, dünyanın birçok ülkesinden liderler, Charlie Hebdo anması ve “Birlik Yürüyüşü”ne katıldı. Türkiye’yi temsilen Başbakan Davutoğlu da bu anma katıldı. Başbakan anmaya katıla dursun, Cumhurbaşkanı, ülkenin bir kısım medya görevlileri(!) ve sözüm ona kanaat önderleri(!) de bu konuda binlerce “ama”lı cümle kurup Batı Dünyası’na tehditler savura dursun. Bir yandan peygamberimize ve dinimize sövdürmeyiz, aşağılama ve hakareti kabul edip tolerans gösteremeyeceğiz diye beyanlar versinler, öte yandan “bakara makara”cı Egemen Bağış ile hala aynı yolda yürünsün, sırtı sıvazlansın. Bir yandan göstermelik bir dille, üstünkörü “tabi hoş değil” vesair densin öte yandan Burhan Kuzu geceleri uyumasın, Twitter’da ülke insanına ve dünyaya hem din dersi versin hem tehditler savursun. Sorsan Burhan Kuzu’ya, kendini içinde anayasa geçen bir dünya kurum, komisyon ve sıfatla tanımlar. Anayasa ne desen uzun uzun tiratlar çeker. Konu özgürlüklere, insan haklarına gelince de ahkam keser ama arasan dişe dokunur tek kelime-cümle bulamazsın. Varsa yoksa kendi konforları, güçleri ve hakları. Yasa zaten kişisel bir şey ya toplumla alakasız ya, keyfimize göre, kendimize göre yorumlayıp uygulayabiliriz!

Bütün dünya çalkalanıyor, hükümet yetkilileri buna ses verenlere tehditler savuruyor. Sosyal medyada uzun uzun ünvanlı kişiler adam kesmekten, bir yerleri yakmaktan bahsedip, birilerini öldürmekten bahsediyorlar. Bunu gayet normal ve bir hak olarak görüyorlar.

*Kitap önerisi: "Birazcık Halil" okudum birazcık, bir solukta içer gibi okudum, yol bitmeseydi diye kahrettim. Hasan Sever’in Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan bu yeni kitabını okumalısınız.

Yorumlar