Türkiye işçi sınıfına selam!

Selam yaratana!

Nazım ustanın şiirini başa koymamızdan belli olacağı üzere bu yazı 1 Mayıs konusu ve çevresi etrafında bir yazıdır. Türkiye’de 1 Mayıs’lar benim politikleşmeye başladığım yıllardan beri gözlemimdir; Türk solunun bütün renklerinin boy gösterisi günleri olmuştur. 68’lerden beridir de düşü kurulan işçi-öğrenci birlikteliğinin gerçekleştiği önemli bir gündür.

İlk 1 Mayıslarımız okulu dershaneyi kırarak, annemize babamıza yakalanarak başlamıştı, Küçük burjuva ailelerimizin çizdiği sınırlar dahilinde. Bu yıllarda pek bir şey anlamadığımız bir festivaldi bizim için 1 Mayıslar.

İşin boyutunu, sorunları anladığım yıllar ise üniversite yıllarım olmuştu. Öğrencilik dönemimde gençlik örgütü başkanlığı yaptığım CHP ve ADD adına hazırlık ve organizasyon komitesine dâhil olmuştum. Büyük bir heyecan ve coşku ile katıldığım bu toplantılarda 4 yıl boyunca 3-5 saat tartışmaya bir gecemi ayırarak Türkiye’de işçi sınıfının neden örgütlenemediğini ve çoğalamadığını anlama fırsatını yaşadım. Sizlerle de paylaşayım: 4 yıl boyunca her yıl 4 saat tek bir konuyu tartıştık. Miting başlamadan önce İstiklal Marşı okunsun mu okunmasın mı?

Sonrasında mesela bu tartışmanın tavan yapacağı bir yıla girdik: 2013’ün 1 Mayıs’ı. Eğer Taksim izinli olsaydı “Yetmez Ama Evet”çilerin, AKP’nin akil adamlarının yer alacağı bir konuşmacılar listesi karşımıza çıkacaktı ve o kürsü karışacaktı. Ama iktidarın Taksim yasağı ile benim de CHP bayrağı ile içerisinde olduğum gençlik örgütleri, Taksim yolunda Beşiktaş’ta, Şişli’de ve Taksim’e yakın bir çok noktada barikatı zorlayarak 8 saat direndi ve Gezi’nin ön provası tamamlanmıştı.

Gezi sonrası 1 Mayıs’ta ise 2014’te Taksim yine yasaklıydı. Hem de ne yasak! Hiçbir toplu taşımanın çalışmadığı, Fuat Avni’nin korku saldığı bir 1 Mayıs’tı. 3-4 bin kişi geceden Taksime 10 km mesafede yerlere geçmiş ve ara ara örgüt binalarından kafalarını çıkarabilmişlerdi.

Aslan Sosyal Demokrat! Murat Karayalçın ise CHP il örgütünü 4 Levent’te toplayarak izin dahilinde 6 saat’te yürünebilecek bir mesafeden Taksim’e çıkma kararı almıştı. Beşiktaş ilçe binasında ise CHP adına sadece 200 kişi sadece arada ilçe binasından pasaj önüne çıkabilmişti.

Uzunca anlattığım bu dönemler ışığında karamsar bir tablo ile 1 Mayıs’a yaklaşıyorduk. Bu tabloyu parçalayan ise CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat’ın Taksim dışında bir yerde 1 milyon kişilik 1 Mayıs organizasyonu yapalım, işçi sınıfının taleplerini barış-kardeşlik taleplerimizi haykıralım açıklamasıydı. 8 Nisan’da yaptığı bu açıklamanın sesi ise maalesef en çok CHP’de olmak üzere solun bu dönem üzerine çöken slogancılık ve sembolcülük ile sanırım sınırlandırıldı.

Klavyelerden şuanda büyük bir tepki akıyor ama çok şekilci, çünkü:

1-) 68’den bize miras kalan öğretilerden biri; yıkamadığın düzen ile gireceğin ve ezileceğin sokak hareketi seni değil yıkmak istediğin düzeni güçlü gösterir. Yani siyasal bir hedef göstermeden bir program dahilinde olmayan sokak çatışması kitleselleşemez, zaman ile zayıflar. 1 Mayıslarda 2013’den 2014’e geçiş bu noktada önemlidir.

2-)AKP çalışan kesimin bütün haklarına göz diktiği bu dönemde semboller değil işçi sınıfının taleplerini haykırabileceği, özlük haklarını savunmak için kamuoyu oluşturabileceği platformlar kurmaktır en önemlisi.

3-)Güneydoğudaki terörle mücadele sürecinin yanlışları ve büyükşehirlerde patlayan bombalarla karamsarlığın ve umutsuzluğun arttığı, iktidarın büyük baskısı altında halk yığınlarınlarına umut olamayan parlemento muhalefetinin tıkandığı noktada tek çözüm kitleleri ortak sloganlarla birleştirip alanlara çekmek ve o enerji ile Türkiye’yi beslemektir.

Şuanki tablo ise DİSK-KESK-TMMOB ve TTB birlikteliği Süleyman Soylu ile gerçekleştirdikleri başarısız görüşmeler ile havayı biraz düşürerek, biraz da demin bahsettiğim slogancılık ve sembolcülük sorununa takılarak 1 Mayıs’ı CHP HDP ve birçok siyasi grubun katılımıyla taksimde kutlayacak.

Diğer yandan bir grup maceraperest ise yine Türkiye’deki meydanlardan yükselecek işçi sınıfı taleplerinin kamuoyuna ulaşmasını engelleyecek ve Taksim’de olacak.

Ben mi nerede olacağım? Ben esas işçi başkentinde DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Gebze’de düzenleyeceği Miting’de olacağım. Siz de ister Gebze’de ister Bakırköy’de olun, ama meydanları umutsuzluğa sayısı iyice azalan örgütlü işçi sınıfını yalnızlığa terk etmeyin.

Başladığımız gibi bitirelim..

Türkiye işçi sınıfına selam!

Selam yaratana!

Yorumlar