Devlette devamlılık mı, hükümette devamlılık mı?

Seçimin üstünden 1 ay 20 gün geçti ama hala yeni hükümet kurulamadı. Eskisi hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor. Oysa seçmenin yüzde 60’ı şu ya da bu nedenle hükümetin geçmiş yönetimini, kararlarını ve çıkardığı yasaları onaylamadı. Ama eski hükümet, sanki bu günleri düşünerek hazırlamış gibi iç güvenlik yasasını uyguluyor, uluslararası planda önemli taahhütlerde bulunuyor, hatta savaş kararları almaya kalkışıyor. Eğer yenisi 15 günde kurulmazsa, seçime gidilecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan sanki gönlünden böyle geçiyormuş gibi, her fırsatta bunu tekrarlıyor. İktidar tek başına hükümet kurabileceği bir fırsatı yakaladığı anda seçime gitmeyi planlıyor. Şu an tüm politikalarını buna göre oluşturuyor. Dolayısıyla son olayları da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Geçen hafta TSK’ya ait savaş uçakları Kilis karşısındaki IŞİD hedeflerini ve Kandil’i bombaladı. Bazı ufak tefek çatışmaları saymazsak, IŞİD resmi olarak ilk kez bombalanıyordu. Kandil ise 40 yıldır bombalanıyor…Başbakan Davutoğlu bu eylemlerin bir seferlik değil, gerek görüldükçe yapılacağını vurguladı. Tabi iktidar yanlısı medya hemen olayın üstüne atlayarak, her zamanki gibi hamaset dolu cümlelerle konuyu lehte bir propagandaya dönüştürmeye çalıştı.  Güya iktidar karşıtı liberal basın da, olayların perde arkasını açıklıyor gibi yapıp varsayımlara dayalı akıl yürütmelerde bulundu ve böylece gelişmelerin üstüne daha koyu renkli bir perde çekti. Bunun en çarpıcı örneği, 24 Haziran tarihli Hürriyet kaynaklı bir haberde Suriye’de güvenli bölge oluşturulacağı konusunda ABD ile anlaşıldığının duyurulmasıydı. ABD tarafından bu haberin doğru olmadığına ilişkin resmi açıklama yapılana dek, iktidar Hürriyet’in bu haberini kendi lehine kullandı.

Ankara’da yenisi ne zaman kurulursa kurulsun, Ortadoğu’da Türkiye’yi temsil eden hükümet çoktan değişti. Ne iktidar yandaşı medyanın ne hükümet sözcülerinin gerçekleri ağızlarında yuvarlayarak ifade etmeyişleri durumu değiştirmez.

Telabyad seçimin hemen ardından IŞİD’in elinden alındı ve bu örgütün dünya ile Kilis karşısındaki sınır kapılarından başka bağlantısı kalmadı. ABD bir yandan koalisyon güçleriyle birlikte Suriye’deki IŞİD hedeflerini bombalarken, diğer yandan Türkiye’nin sınırını korumasını ve IŞİD sızmasını önlemesini istedi. Seçim sonrası Kilis sınırına askeri yığınak bunun için yapıldı. Yanı sıra, ABD koalisyon uçaklarının İncirlik Üssünden yararlanması için hükümetle anlaştı. Böylece IŞİD’in başkenti Rakka’yı 2 bin km. uzaktaki Katar’dan değil, 400 km. uzaktaki İncirlikten bombalama olanağına kavuştu. Güya IŞİD karşıtı koalisyon üyesi olan ama şimdiye dek bunu kanıtlayacak görünür hiçbir eylemde bulunmayan Türkiye’nin bu talebe “hayır” deme şansı var mıydı? 

Elbette bu anlaşma da benzerleri gibi gizli ve içeriğini belki ancak yıllar sonra öğreneceğiz. Ama hükümetin İncirliği ABD’ye açması karşılığı kimi tavizler alığı ve bunlardan birinin de Kandil’in bombalamak olduğu yorumları yapıldı. İktidar yandaşlarını saymazsak; buna benzer yorumları, Ankara’da gerçekten güçlü bir iktidar olduğunu varsayanlar yaptılar. Oysa tam tersi bir durum sözkonusuydu. Güçlü iktidar Arap Baharında yanlış ata oynamış ve yatırım yaptığı Müslüman Kardeşler her yerde başarısız olduğu için batılılar karşısında elinde tuttuğu kozlar kaybolmuştu. Aynı zamanda İran batılılarla anlaşarak, bölgenin yeni yükselen gücü haline gelmişti. Yani Türkiye’deki iktidar ABD’ye bir şeyler dayatacak durumda olmadığı gibi, tam tersi geçerliydi. Şu an dağın taşın bombalanması da, tümüyle iç politikaya yönelik bir “angajman kuralı” uygulamasından ibaretti. Her şey bir partinin bile değil, yalnızca bir kişinin koltuğu uğruna; iç kamuoyunu kandırmak içindi…

Yorumlar