İstikşafî

Diplomasi terimiymiş. Diplomat mıyız, nereden bilelim? Ama Sayın kalıcı hale gelmiş geçici başbakanımız Ahmet Davutoğlu bir diplomat. Hem de bir dönem öncesine kadar diplomatların başı ve dışişleri bakanıydı. “Siyaset ve uluslararası ilişkiler” okudu, okuttu. Bu konularda A. Gül ve R:T: Erdoğan’a danışmanlık yaptı, kitaplar yazdı. O bilir. Nitekim CHP ile yapılan toplantılara “istikşafî görüşmeler denmesini ben buldum” diyor. Diplomasiden geldiği için. Futboldan gelse “ofsayt tartışmaları”, asker olsa “barış için ortaklık similasyon çevrimi”, mühendislik okusa “direnç tespit hesaplamaları” filan diyecekti herhalde. Nasıl olsa büyük çoğunluğumuz bu terimleri de anlamayacaktık…

Bu işler böyledir. Bir alanda başarı kazananın, başka yerde de başarılı olacağı sanılır. Emekli generali banka yönetim kuruluna, ünlü şarkıcıyı milletvekilliğine getirirler. Örneğin zamanında top oynayıp gol kralı olmuş birini zahire pazarına müdür yapar ve arpayı-buğdayı farelere yedirirler. “Sıfır sorun” diye yola çıkıp bütün komşularımızla kavgalı hale gelinen bir dönemin diplomatından, hangi olumlu deneyimi sayesinde “istikşafî” bir hükümet kurmasını bekleyebiliriz ki? Gerçekler ortada, anlaşmaya çalıştığı hiçbir komşusuyla anlaşamamış…

7 Haziran’da seçim yapıldı. 9 Temmuz’da Erdoğan Davutoğlu’na hükümeti kurma görevi verdi. 13 Temmuz’da CHP ile ilk “istikşafî” görüşme turu tamamlandı. 13 Ağustos’da koalisyon çıkmadı. 23 Ağustos’a kadar hükümet kurulamazsa seçime gidilecek.

“İstikşafî” sözüyle ilk kez 2002’de, Yunanistan’la Ege sorunları görüşülürken tanıştık. Taraflar masaya oturuyor, tüm anlaşmazlıkları görüşüyor ve hepsinde uzlaşana kadar anlaşmış sayılmıyorlar. Bu sırada kesinlikle görüşmelerden dışarı haber sızdırılmıyor. İşte AKP-CHP “istikşafı” da böyle. O masada hükümet görüşmeleri yapma hakkı, milletten aldıkları oya dayanıyor. Öyleyse milletten gizli ne görüşüyorlar? Aralarında çatışma olasılığı bulunan güçlerin görüşmesiyle, milletin vekili olarak orada oturmak aynı şey mi?

Yalnız bir taraf değil, hem Davutoğlu hem de Kılıçdaroğlu bizimle dalga geçiyor. Davutoğlu “her şey açık ve şeffaf” diyor ama kullandığı terim tam tersini söylüyor. Yani bizi kandırıyor. Ve Davutoğlu ile yaptığı son görüşmenin ardından yemek yemeye gidip dayak yemiş gibi bir yüz ifadesiyle konuşan Kılıçdaroğlu da kandırıyor. “Bize koalisyon teklifi yapılmadı” diyor. Öyleyse o masada günlerce niye oturdunuz?

Biri kandırıyor, öteki de bunu kendi lehine kullanmak için ses çıkarmıyor. Herkes biliyor, AKP anketlerde tek başına iktidar olasılığını gördüğü anda seçime gidecek. Böyle bir durumda CHP ve MHP de, “koalisyon için elimizden geleni yaptık, taşın altına değil elimizi, gövdemizi bile koyacaktık ama saraydan engellediler” taktiğiyle, halktan oy isteyecek.

Siz “istikşaf” yaparken, “ölü olarak ele geçirilen terörist” ve “şehitlerimiz toprağa verildi” haberlerinin ardı arkası kesilmiyor. Durum her geçen gün daha kötüye gidiyor. İnsanlar ölüyor, vatan bölünüyor. Bir de, Sayın Davutoğlu çıkıp son açıklamasındaki gibi “uyumadan çalışıyoruz, çok çalışıyoruz” diyor. Sanki Soma kömür madenlerinde boğaz tokluğuna kazma sallıyor. Sanki asker olmuş ve dağ bayır, gece gündüz demeden kilometrelerce yol katediyor. Sanki Ege Denizi’ne salıverdiği Suriyeli mülteciler misali, uzaktaki bir kıyıya ulaşmak için can havliyle kulaç atıyor…İstikşafmış…

Yorumlar