Filipinler'de güvercin Türkiye'de ne?

Ülkemiz tarumar, dünyanın öbür ucunda ne arıyoruz? Geçenlerde Filipinler’deki Müslüman Moro gerillalarıyla Filipinler hükümeti arasında barış anlaşması imzalandı. Türkiye 2009 Şubatından beri görüşmelerde “üçüncü göz” olarak yeralıyor. Ülkemizi neredeyse bir içsavaşın eşiğine getirirken başka yerlerde barış için canla başla çalışan yöneticilerimizin çelişkisini görmek amacıyla, Filipinlere bir bakacağız. Bir de şu var:

Barış, ancak savaşa yol açan koşullar değiştirilerek sağlanabilir. Her şey eski tas eski hamam olacaksa, barıştan bahsedebilir miyiz? Öte yandan savaş ya da barış ülkenin içinde yaşansa da, artık herkes küresel sistemin bir parçası. Bu yüzden gelişmeler ülke tarihinden çok, dünya tarihi ve uluslararası ilişkilerce belirleniyor. Nitekim Türkiye’nin Filipinler’de arabulucu olması da bu duruma örnek. Bunları, ükemizde çoğu zaman bu gerçekler unutulduğu ve çatışmalar sanki naklen maç izler gibi yorumlandığı için söylüyoruz. Öyle ki, bir taraf tüm gücüyle saldırırsa; inanç, kültür ve amaçlarını karşı tarafa zorla kabul ettirebilirmiş gibi konuşuluyor. Devamında, dudaklar bile titremeden “şu taraftan bu kadar, diğerlerinden şu kadar öldü” denebiliyor. Oysa atılan ya da yenilen gol değil, isterse düşmanımız olsun, ölen insandır. Senin ya da benim kardeşim, ana-babamız, eşimiz, dostumuz… Bütün bu insanlar olmadan vatan, bayrak ya da imanın anlamı olabilir mi?

***
Ülkemiz egemenlerinin Filipinli Müslümanlarla ilişkisi yeni değil. Filipinler’in nüfusu yaklaşık 100 milyon ve yüzde 90’ı Hıristiyan, yüzde 5’i Müslüman, kalanı değişik inançlardan. Yöreye Müslümanlık 13. Yüzyılda Yemenli tüccarlarla gelmiş. İspanyollar 16. Yüzyılda yöreyi sömürgeleştirirken yerli halkları din değiştirmeye zorlamışlar. 19. Yüzyılın yükselen gücü ABD, Pasifik’e egemen olmak için Filipinlere yönelmiş ve İspanyollarla çatışmaya girmiş. Bu sırada bir kısım Müslüman, İspanyolların yanında yer almış. ABD dışişleri 1898’de Osmanlı Padişahı ve Sünni Müslümanların Halifesi Abdülhamit’e haber yollayarak, Filipinler’deki Müslümanların kendilerine karşı savaşmaması için bir ferman yazmasını istemiş. Abdülhamit talebi yerine getirip, Filipinli Müslümanlara ‘savaşta kafir İspanyollara karşı olmaları ve dost Protestan Amerikalıların yanını tutmalarını’ söylemiş. (Aktaran Osman Tiftikçi, İslamcılığın Doğuşu, Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Gelişimi, Ceylan Yayınları, S.209.) Anlaşılacağı üzere Halife Müslümanlığa ahiret gözüyle değil, tahtının çıkarları doğrultusunda bakmış. Peki durum bugün farklı mı? Kesinlikle değil.

Filipinler’de, ABD’nin büyük önem verdiği askeri üsleri var. Bu yüzden soğuk savaş yılları boyunca, “komünizmi önlemek” adı altında ülke halkına her türlü kötülük yapıldı. Halk 1960 sonlarında örgütlenerek, ABD işbirlikçisi yönetimlere karşı silahlı mücadeleye başladı. Bir süre sonra Marksist ve Müslüman gerillalar ayrışıp kendi örgütlerini kurdular. Yıllar süren savaşta yaklaşık 120 bin kişi yaşamını yitirdi. Barış süreci 1989’da Corazon Aquino döneminde başladı. Bugün bazı Selefî örgütler savaşı sürdürüyor. Filipinler Komünist Partisine bağlı Yeni Halk Ordusu savaş ve barışı bir arada götürüyor. Türkiye’nin arabuluculuk yaptığı Morolu Müslümanlarla görüşmeler ise sonuca doğru yaklaşıyor.

Müslüman gerillalarla önceleri gayri resmi, 1997’den bu yana resmi olarak yapılan barış görüşmelerinden sonuç alınamayınca, hükümetin de onayıyla 2001 yılında komşu ülke Malezya arabuluculuk için çağrılıyor. Ancak Malezya geçmiş çatışma süreçlerinde bazen gerillalara yardım ettiğinden, hükümetin gözünde yeterince güven sağlayamıyor ve başarısız oluyor. 2009’da, bu kez İngiltere, Japonya ve Suudi Arabistan’ın katıldığı bir arabulucu heyeti oluşturuluyor. Türkler yörede uzun süredir çalışan “İnsani Yardım Vakfı” (İHH) aracılığıyla iyi tanınıyor ve taraflarca davet edilerek heyete sonradan katılıyorlar

Moro’daki resmî barış süreçlerinde Türkiye’yi emekli büyük elçi Haydar Berk temsil ediyor. Ahmet Davutoğlu Dışişleri Bakanlığı sırasında barış görüşmelerinin baş aktörlerinden biriydi. Şu an MHP milletvekili olan Ekmeleddin İhsanoğlu da, “İslam İşbirliği Teşkilatı Başkanı” sıfatıyla çeşitli toplantılara katılarak barışa destek verdi.

Türkiye’nin yeraldığı “üçüncü göz” heyeti, görüşmeler tıkandığı ve taraflar gerek gördüğünde arabuluculuk yapıyor. Yanı sıra, kamuoyuna duyurulmak istenmeyen konuların kaydını tutuyor. Yapılan anlaşmalar gereği, bütün silahlar önümüzdeki süreçte “üçüncü göze” teslim edilecek. Görüşmelerin her aşaması Filipinler parlamentosunda karara bağlanıyor. Barış süreci tamamlandığında, Müslümanlar anlaşmayla belirlenen çoğrafi sınırlar içinde özerk yönetim kuracak ve gelecek yıl Mayıs ayında kendi yöneticilerini seçecekler. Şu an bazı konular görüşme halinde olsa da, hükümetin bölgeden topladığı vergi, elde ettiği petrol ve maden gelirlerinin bir bölümü (yarısı ya da fazlası) özerk yönetime bırakılacak. Gerillaların bir kısmı yerel polis olurken, kalanı hükümetin desteğiyle iş güç sahibi kılınacak. Ayrıca genel af çıkarılacak. Anlaşılacağı üzere, yöneticilerimiz kendi ülkelerinde bu koşullardan bir tanesini bile dile getirmezken, Filipinler’de barış olsun diye çalışıyor. Buradaki barışçı tutumu yalnızca Türkiye adına görev yapanlar değil, başta havuz medyası olmak üzere hükümet yanlısı STK’lar ve iktidar partisinin tümü benimseyip sahipleniyor. Peki, neden?

Elbette insanlık uğruna değil. Öyle olsaydı, aynı tutumu ülkemizde de gösterirlerdi. Öncelikli amaç ABD’ye destek vermek ve biraz siyaset, biraz da ticaret yapmak. Bilindiği üzere ABD, Malezya ve Türkiye’yi dünyaya “ılımlı islam” modeli olarak tanıtıyor. Ve Çin Halk Cumhuriyeti’ni kuşatmaya almak için, Pasifik bölgesindeki güçlerini toparlıyor. Dolayısıyla bölgedeki en önemli askeri dayanağı olan Filipinler’de istikrarın sağlanmasını istiyor. Bunun için, yine müttefiki olan Malezya’dan yardım bekliyor. Ama Malezya bölgesel sürtüşmeler yüzünden bu beklentiye yanıt veremiyor. Geriye, yedek ılımlı islamcı ülke Türkiye seçeneği kalıyor. ABD tıpkı tarihte Abdülhamit’ten olduğu gibi, bu kez günümüz yöneticilerinden yardım istiyor. Burada üstlenilen rol, Davutoğu’nun Filipin ziyareti öncesi 17 Kasım 2014 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan “Moro’yu Türkiye inşa edecek” başlıklı haberde anlatılıyor. Kısaca, “otonom da olsa Müslümanlara ait bir devlet geliyor. Türkiye, bu devletin kurulmasına da işletilmesine de katkı sunacak” deniyor. Böylece yeni kurulacak “Müslüman devletin” daha en baştan Malezya, Suudiler ve Türkiye’nin rehberliğinde ABD yörüngesine girmesi sağlanacak. Bütün bunların sonucu:


Cumhurbaşkanı Gül’ün 10 Mart 2009 İran yoluculuğu sırasında “iyi şeyler olacak” sözüyle başlayan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2 Mayıs 2015’de “Kürt sorunu yoktur” sözüyle biten bir “çözüm süreci” geride kaldı. Bu süreçte muhalefet, parlamentoyu bilgi verilmesini ve girişimin yasal çerçeveye alınmasını istedi. Ancak iktidar partisi her şeyi kapalı kapılar ardında sürdürmekte ısrarcı olduğu gibi, ne arabulucu heyet kurulmasına, ne AB’ye katılımın koşullarından biri olan “özerkliğin” konuşulmasına izin vermedi. Dolayısıyla güven ortamı oluşmadı. 7 Haziran öncesi HDP binalarına saldırılar güvensizliği arttırdı. Filipinlerdeki barış sürecinde aktif rol alan yöneticilerimiz, kendi ülkemizde üstlerine düşeni yapmadılar. İnsan bir yerde “barış, özerklik, hak, hukuk, eşitlik, arabulucuyuz” derken; kendi ülkemizde bunlardan tek kelime söz etmeyerek tam tersini söyler mi? Elbette bir devlet kendini savunacak. Ama “bölücü terörü önlüyoruz” bahanesiyle yerleşim yerlerinde günler boyu sokağa çıkma yasağı ilan edip, suçlu suçsuz herkesi cezalandırarak onlarca ölüme neden olmanın anlamı ne? Her şey çok açık: Filipinlerde beyaz güvercin, Türkiye’de karga!

Yorumlar