1 KASIM’DA NE OYLANACAK?

Meclis salonunda “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazıyor. Ancak milletin iradesini beyan etmesi önüne dikilen engeller yüzünden, bu bir türlü gerçekleşmiyor. Çoğu zaman millete çocuk gibi davranılarak, iradesinin yeterince olgunlaşmadığı gerekçesiyle onun adına karar veriliyor. Bu engel aşılacak gibi olduğunda ise, darbelerle önüne geçip özgürlüğe doğru yürümesi önleniyor. Ve bu gidişat bozulmasın diye siyaset alanı tekrar tekrar düzenleniyor. Eğer bizi bize rağmen yönetenler yine de başarısız olursa; bu kez NATO, IMF, AB ve daha nice küresel sermaye örgütleri devreye girip, ülkenin dizginlerini ele alıyor. 1 Kasım, bu bitmez tükenmez filmin yeni bir bölümünden başka bir şey değildir…

Hafta sonunda, 7 Haziran seçiminin doğru mu değil mi olduğu; başka bir ifadeyle “milli iradenin” milette mi, yoksa bir kişiye biat edenlerin oluşturduğu bir zümreye mi ait olduğu oylanacak. Hatırlayalım. Çünkü hatırlamak, unutmamak ve ona göre davranmak; mazlumun kendine ait olan tek silahıdır.

5 ay önce seçim yapıldı ve 13 yıldır ülkeyi yönetenler, bu kez tek başına iktidar olmaya yetecek oyu alamadılar. Üstelik seçimlerle ilgili kısıtlamaları hiçe saymalarına, başta TRT olmak üzere arkalarına güçlü bir medya desteği almalarına, çift koldan ülkeyi hallaç pamuğu gibi attırıp onlarca miting yapmalarına ve milyarlar harcamalarına rağmen…Halk iradesini açık seçik ortaya koydu ve seçilenlere koalisyon kurma görevi verdi. Ama ne oldu?

Yıllardır yönetim sorumluluğu alanlar, sanki o makamlar tapulu mallarıymış gibi bir yandan iktidara mecbur olduklarını, diğer yandan koalisyonun istikrarsızlık yaratacağını söylemeye başladılar. Oysa dünyanın önde gelen 50 ülkesinden 30’u ve Avrupa’nın 22 ülkesi koalisyonlarla yönetildiği halde, buralarda gözle görülür bir istikrarsızlığa rastlanmıyordu.

Amaç başkaydı. Ülkede fiilen başkanlık sistemine geçildiğini öne süren Sayın Erdoğan eğer içinden geldiği parti iktidarda olmazsa, herhangi bir yasal dayanağı bulunmayan başkanvari davranışlarını sürdüremeyeceğini biliyor ve bu yüzden hükümeti partisinin kurmasını, “400 milletvekili istiyorum” diyerek yurttaşlara adeta dayatıyordu. Ayrıca herhangi bir iktidar değişikliğinde başta yolsuzluk dosyalarının yeniden açılması olmak üzere uzun yıllar boyu yapılan pek çok yasal düzenlemenin ve hukuk dışı uygulamanın geri alınması tehlikesi vardı. Herhalde her şeyi usulüne göre yapmış olsalar, tek başına iktidara gelemeyişi bir nöbet değişikliği gibi görür ve “halk böyle istedi” diyerek kenara çekilir, yeni iktidarın uygulamalarını da saygıyla karşılarlardı. Tanık olunduğu üzere böyle yapmadılar.

Seçimden 32 gün sonra, cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevini Davutoğlu’na verdi. Davutoğlu daha bu amaçla görevlendirilmeden günler önce CHP ve MHP ile koalisyon arayışı içinde olacağını ama HDP ile koalisyon düşünmediklerini söyledi. Böylece henüz yolun başında bile değilken hem herkesin başbakanı olmayacağını, hem de ülkedeki karışıklıklardan 13 yıldır iktidarda olan kendilerinin değil de, parlamentodaki en küçük siyasi topluluğun sorumlu olduğunu ilan etti. Bu sırada ülkede ve bölgede kan gövdeyi götürürken, CHP ile ara sıra “birçok konuda anlaştık” açıklamalarının yapıldığı “istikşafî” görüşmeler sürdürerek tam bir ayı harcadı. Nihayet 13 Ağustas’ta, koalisyon kurulamayacağını açıkladı. MHP ile çok kısa bir görüşme senaryosu çerçevesinde aynı film bir kez daha gösterime sunuldu. Ve Davutoğlu kendi deyimiyle “geceyi gündüze katarak çalışmasına rağmen”, parlamentodan hükümet çıkaramadı. Geleneklere bakılırsa, Cumhurbaşkanının hükümeti kurma görevini ikinci büyük partinin genel başkanına vermesi gerekiyordu ama vermedi. Seçimin üstünden 45 gün geçmesine rağmen yeni hükümet kurulamadığı için, yeni seçilmiş meclis yasa gereği seçimin tekrarlanması kararı aldı. Ülkeyi seçime kadar yönetecek geçici hükümeti kurma görevi, 23 Ağustos’ta Davutoğlu’na verildi. Böylece iktidar partisi 13 yılın ardından 6 ay daha uzatma kazanarak, galibiyet değilse bile en azından maçı berabere bitirme fırsatı yakaladı…Tabi, bu bir maçsa eğer…

Bu seçim, halkın verdiği kararı yanlış bulup, halka düzelttirmeyi amaçlıyor. Yanlış bulunan, seçmenin 13 yıllık iktidar partisine yeniden ve tek başına iktidar olacak oyu vermeyişidir. Bu seçim, halka hizmet sözü vererek aday olanların, halkı kendilerini seçmek üzere hizmete koşma seçimidir…Bu seçim, ”beni seçmezseniz Toros canavarı gelir” misali korkutmalarla, halkı sindirme seçimidir…Bu seçim, çoktandır kaderlerinin sonuna gelmişlerin kendilerini kurtarma gayretlerini “ülkenin kaderi, bölgenin istikrarı, cihan devleti” yaftaları arkasına gizleyip, halkı kandırmaya çalıştıkları bir seçimdir…

Bu seçim gerekçeleri açısından ülke tarihinin en anlamsız ama olası sonuçları bakımından en önemli seçimlerinden biridir. Halka “yanlış yaptın, şimdi doğrusunu yaparak beni seç” diye gidilen bu seçimde, halkın doğrusunu yapacağından en küçük bir şüphemiz yoktur. Çünkü yurttaşlar ne zaman birine oy vermeye zorlanmışsa, tersi olmuştur. Paraya pula, baskıya ve yalanlara rağmen; bu kez de öyle olacağından kimse şüple duymamalıdır!

Yorumlar