KİBİR, KORKU VE EŞİTSİZLİĞİN ZAFERİ

Seçim sonuçları henüz belli olmuştu ki, iktidar yandaşları havai fişeklerle ve araba konvoylarıyla kutlamaya başladılar. Oysa kazanılan bir şampiyonluk maçı değil; görülmeyen ve gösterilmeyen sorunlarla dolu bir ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenmektir. Ülkemizde her bir “sorun”, onlarca ölüm demektir. Dileriz, yönetimleri boyunca tanığı olduğumuz tren, sel, Soma, Ermenek, Roboski katliamları, Ankara ve Suruç bombalamaları, sığınmacıların denizlerde boğulması, sayısız iş cinayetleri gibi sorunları çözdüklerinde de kutlama yaparlar.

Bu seçim, 7 Haziran’da halkın verdiği kararın yine halka düzelttirilmesi için yapıldı. Ancak halkın bu oranda bir “düzeltme” yapacağı ne bizim, ne anket şirketlerinin, ne de iktidar partisinin kendisinin beklediği bir sonuç değildi. Tıpkı önceki seçimde HDP’nin barajı aşarak meclise girişi gibi, bu seçimde de iktidar partisi yüksek bir oy oranına ulaşarak sürpriz yaptı. Nedenleri üstünde kısaca duralım.

Gerçek bir iktidar, muhalefetini kendisi belirler. Bunu da siyaseti bir spor karşılaşması gibi görmeyip, her durumda kazanacağı eşitsiz bir rekabete dönüştürerek yapar. Bunun tek savunması, muhalefetin her durumda iktidardan bağımsız davranabilmesidir. Bu seçim öncekileri aratacak kadar eşitsiz ve olağanüstü koşullarda, iktidarın belirleyiciliği altında yapıldı. İktidar oylarında küçük bir artış bekleyenlerin sayısı az değildi. Ama ülkeyi uzun süredir yönetiyor olmanın kibriyle girilen ve 400 milletvekili isterken tek başına hükümet bile kuramaz hale gelinen 7 Haziran seçimlerinin yarattığı “hesap sorulur” korkusu, iktidarın bu seçime vargücüyle asılmasına neden oldu. Baykal’ın Erdoğan’la görüşmesi ve muhalefet partilerinin kendi aralarında anlaşamayarak meclis başkanı dahi seçememeleri, iktidarın kendine olan güvenini arttırdı. Seçimin tekrarlanması sayesinde 5 aylık zaman kazanan iktidar partisi, korku ve endişenin dürtmesiyle toparlandı ve bu duygularını hızla topluma aktararak, halkı istikrar arayışı içine soktu.

Şuna şüphe yok: Bu seçimin sonuçlarını belirlemek için her tür toplum mühendisliği devreye sokuldu. Seçmenler; bombalar, çatışma ve ölüm haberleri, parti binalarına, işyerlerine, yurttaşlara saldırı olaylarıyla etki altına alındı. Propaganda süreci boyunca, birkaç istisna dışında yaygın olarak iktidar partisi dışında büyük miting yapılmadı. Muhalif medya susturuldu. Birçok olaya yayın yasağı konularak toplum her şeyden habersiz hale getirildi. Belirsizlik, korku, endişe, gelecek kaygısı; 7 Haziran’da protesto ederek oy kullanmayan iktidar partisi yanlısı seçmenlerin sandığa dönmesini sağladı. Genel oy kullanma oranında ve iktidar oylarındaki artışın bir kısmının nedeni budur.

Herkesin bildiği bir gerçek, MHP’den iktidara önemli bir oy kayması yaşandı. İktidar bu amaçla ikili bir taktik izledi. Bir yandan HDP’ye vurarak oradan bir miktar oy koparırken, diğer yandan bu hamlesiyle milliyetçi kesimden aldığı takdiri oya dönüştürdü. 7 Haziran’dan bir ay önce “çözüm sürecinin” rafa kaldırılması bunun bir adımıydı. Son 5 ay boyunca ülkemizde yaşanan ve iç yüzü kamuoyundan gizlenen çatışmalar ve ölümler, ikinci ayağını oluşturdu. Ayrıca, önceki seçimlerden de aşina olduğumuz ayak oyunlarıyla MHP sıkıştırıldı ve kendi sorunlarıyla uğraşan bir partiye dönüştürüldü. MHP bu sorunları iyi yönetemediği için oy kaybetti.

Politika yapma kararlılığı ve örgütlülüğünden uzak olan CHP için söylenecek fazla söz yok. Zaten ekonomi politikaları, iktidarın silik bir kopyası. Toplumsal sorunlar bu denli derinleşmişken anamuhalefet partisinin yerinde sayması, başarısızlıktır. Nedeni, söyleminde gösterdiği becerinin tabanında karşılığı olmayışıdır. CHP, Baykal’ın Erdoğan çağırınca koşa koşa gitmesi örneğinde de görüldüğü üzere, politikalarını topluma militanca bir disiplin içinde aktaracak örgütlülükten yoksun bir partidir. Sonuçta politika sözle değil, kendini adayan insanların fedakarlığıyla yapılıyor. Rakiplerini “çıkar peşinde koşuyarlar” diye eleştirirken kendin fikirlerin için aynı adanmışlığı gösteremiyorsan, sonuç alamıyorsun…

Çoğu zaman gözden kaçıyor; HDP yalnızca bu seçime değil, bütün seçimlere ağır koşullar altında giriyor. Başka hangi partinin yüzlerce binasına saldırılıyor? Hangi partinin yüzlerce üyesi, yöneticisi, milletvekili adayları darp, tehdit, ölüm, yaralama ve gözaltılara rağmen politika yapabiliyor? Bu yüzden, 1 Kasım’da düşen oy oranı ve milletvekili sayısına rağmen, HDP ülkemizdeki bütün seçimlerin en başarılı partisidir. HDP’ye yönelik saldırılar, batıdan aldığı desteğin kesilmesi için yapılmış ve bir ölçüde sonuca ulaşmıştır. Öte yandan halen HDP seçmeninin yoğun olduğu illerde ne yaşandığı, haber yasakları ve büyük medyanın gönüllü sansürü yüzünden bilinmiyor. Meclisin açık olduğu günlerde bu ve benzeri konularda meclis araştırması yapılması önerildiği halde, iktidar partisi tarafından reddedildiği için, olayların üstü örtülü kalıyor. Bu seçimin ana amaçlarından biri de HDP’yi baraj altında bırakarak, iktidara tek başına anayasayı değiştirecek gücü sağlamaktı. Bunun olmayışı gerçek bir başarıdır ve hakkı teslim edilmelidir.

Türkiye’nin sorunları oy oranlarıyla, milletvekili sayılarıyla çözülemeyecek kadar derin ve büyük. Şu an iktidar partisi bir seçim kazandı ama sözkonusu sorunlar zaten bu partinin uzun iktidarı döneminde birikti ya da çözülemedi. Ülke içinde ve komşu ülkelerle barışın sağlanması, yeni bir anayasa yapılması, demokrasi, basın özgürlüğü, can ve mal güvenliğinin garanti altına alınması gibi sorunların yanı sıra; işsizlik, çevre, sağlık, konut, eğitim gibi toplumsal yaralar da yıllardır çözüm bekliyor. Bütün bunları yok sayarak, görülüp duyulmasını engelleyerek, yok edemezsiniz. Seçim sonucuna sevinenlerin bu sorunları çözecekleri için mi yoksa başka nedenlerden mi sevindiklerini, yakında göreceğiz…

Yorumlar