Paris saldırısının ardından!

Obama’dan Putin’e, Davutoğlu’ndan Papa Francesco’ya kadar bütün dünya liderleri IŞİD’in Paris’te “insanlığa” saldırdığını söylediler. 10 ay önceki Charlie Hebdo saldırısı sonrasında da benzer ifadeler kullanmış ve aralarına Filistinli çocukların katili Netenyahu’yu da alarak kolkola girip, Paris’te terörü lanetleyen bir yürüyüş yapmışlardı.

Kim bu “insanlık”? İçinde; Yemen’in Sana kentinde geçtiğimiz 24 Eylül günü bayram namazı kılarken aynı örgüt tarafından bombalanan ve yaşamını yitiren 25 Husi de var mı? Ya da geçen hafta sonu ve 2014’te yine bu örgütün Lübnan’daki bombalı eylemiyle öldürülenler, Ankara’da 10 Ekim’de barış mitinginde, Suruç’ta 20 Temmuz’da Kobani’ye gitmek için toplanırken katledilenler de yer alıyor mu?

Bütün bu ve benzeri katliamların kurbanları “insan” olduklarına göre, “insanlık” kavramı içindedirler. Ama dünya liderleri Paris saldırıları sonrası gösterdikleri duyarlılığı, diğerleri için göstermediler. Örneğin Katoliklerin dini lideri Papa telefonla katıldığı bir televizyon programında “Çok sevdiğim Fransız halkına yakınlığımı ifade ediyorum. Kurbanlara ve ailelerine yakınım ve onlar için dua ediyorum” derken, IŞİD’in katlettiği Yemenli, Lübnanlı ve Türkler için de belki dua etti ama benzer bir yakınlık ifade etti mi? Yoksa bu yakınlık yalnızca nüfusunun yarısı Katolik olan Fransız halkına mı aitti?

Herkesin bir canı var ama hepimiz dünyaya eşit olarak gelmediğimiz gibi, eşit biçimde de gitmiyoruz. Ömrümüz eşitsizlikler içinde geçtiğinden, öldükten sonra bile eşit olamıyoruz. Kimi süslü mezarlarda, kimi belirsiz yerlerde yatıyor. Bazıları törenlerle anılırken, binlercesinin ardından dua eden bile bulunmuyor…

Kimse kimseyi aldatmasın, ortada herkesi kucaklayan ve her birimize diğeriyle eşit yaşama hakkı tanıyan “insanlık” diye bir topluluk yok. Yalnızca az sayıda insanın çıkarlarının, çok sayıda insanın zararına korunduğu ve ulus/inanç/ırk/ülke/sınıf/cinsiyet olarak bölünmüş milyarlarca insan var. Burada “insanlık”, geri kalanları varlıklıların çıkarlarına göre yönetirken ortaya atılan ve yalnızca egemen konumdakileri kapsayan bir kavramdan ibaret. Dolayısıyla bir şeyin “insanlığa karşı” olduğu söylendiğinde, kastedilen yalnızca o az sayıdaki “insandır”, üstümüze alınmayalım. Bir şeyin ucu üst tabakadakilere dokunduğunda “insanlık zarar görüyor” derler ama aşağıdakilerin sıkıntılarına dönüp bakma zahmetine bile katlanmazlar. Kanıt ortada: Paris, Madrid, Londra’da patlayan bomba “insanlığı” öldürüyor ama Yemen, Lübnan, Türkiye’de yalnızca sıradan bir haber oluyor…

IŞİD, hükmü altında yaşadığımız devletlere hüküm koyuyor. Tıpkı “kafir” ya da “mürted” olarak nitelendirdiği kişilere hüküm koyar gibi devletleri de tehdit ediyor, bir şey yapmaya zorluyor ve cezalandırıyor Tuhaf olanı, kişiler düzeyinde sonuç almasını sağlayan bu davranışı, devletler düzeyinde de işe yarıyor. Örneğin Musul konsolosluğunda rehin alınanların, ne olduğunu bilmediğimiz bir şeyler karşılığı serbest bırakılmalarındaki gibi.

Benzer bir tutum değişikliği, İspanya’da da görülmüştü. El Kaide İspanya’nın Irak’taki askeri varlığına misilleme olarak 2004’de Madrid’te trenleri bombalamış ve eylemin ardından yapılan seçimleri Başbakan Aznar’ın Halkçı Partisi kaybetmiş, yeni başbakan ve Sosyalist İşçi Partisi lideri Zapatero Irak’taki askerleri çekme kararı almıştı. Daha haberimizin olmadığı neler var kim bilir…

Peki terör yoluyla bütün devletler hizaya sokulabilir mi ve gerçekleşse bile bu ne zamana kadar sürer?

Fransa’da saldırı sonrası gelişmelere bakılırsa, örgütün ilk aşamada amacına ulaştığını söyleyebiliriz. İkinci Paylaşım Savaşından bu yana ilk kez ülkede olağanüstü hal ilan edildi, sınırlar kapatıldı ve Devlet Başkanı Hollande saldırıyı “savaş nedeni” olarak nitelendirdi. Bunlar yetmezmiş gibi, Paris yakınlarındaki bir mülteci kampı yakıldı. Sokaklarda askerler görüldü. Irkçılar Avrupa Birliğinden çıkılmasını tekrar tekrar dile getirirken, AB ülkeleri arası serbest geçiş sağlayan Şengen Anlaşmasının gözden geçirilmesi önerilmeye başlandı. Yani Avrupa’nın kültür başkenti Paris karanlığa bürünürken, “eşitlik, adalet, özgürlük” devleti Fransa’nın gerçek yüzü de ortaya çıkıyordu.

Farklı toplumları kaynaştıran yüksek kültürün örneği gibi sunulan Avrupa Birliği, sınırların kapatılmasıyla ilk yarayı alıyor ve kalıcı bir güvensizliğin pençesine düşüyordu. Hollande’ın saldırıyı “savaş nedeni” sayması ise komikti, çünkü zaten Irak ve Suriye’deki koalisyonların önemli bir parçası olarak, yıllardır hiç savaşın dışında olmamıştı ki…

Saldırıyı lanetleyenlerin kendi kendini çürüten bir yorumu da, IŞİD’in batının yaşam tarzını hedef aldığını söylemeleriydi. Çünkü batı da IŞİD’a karşı çıkarken farklı bir yaşam tarzını hedef alıyor ve şeriat hükümlerini kabul edilemez buluyordu. Buna göre kafa kesmek, kadınlara karşı tutum, kırbaç cezaları gibi uygulamalar yanlıştı. Ama yanlışsa, benzer cezaların uygulandığı Suudi Arabistan neden kabul görüyordu? Petrol, para ve çıkarlar…

Bir başka eksik ve dolayısıyla yanlış yorum da, yapılan saldırıların canice ve çok acımasız niteliğiydi. Bunu, IŞİD’le aynı düzlemde olan ve bir zamanlar bu örgütün bağlı olduğu El Kaide de eleştiriyor. Pazar yeri ve cami bombalamalarını, cihad adına müslümanların katledilmesini yanlış buluyor.

Evet, bu tür örgütlerin kanlı eylemlerinin doğru bulunacak, savunulacak bir yanı yok. Ancak bu yanlışlar, başkalarının daha büyük günahlarını örtüp unutturmanın aracı da olmamalı. Paris, New York, Londra gibi metropollerin zenginlikleri; bu kentlerden yönetilen emperyalizmin akıl almaz acımasızlığının eseridir. ABD Vietnam’da hangi “uygarlık” ve “insanlık” değerleri adına köyleri, kentleri, hatta ormanları bile yakıyordu? Fransa’nın dün Cezayir’de bugün yoksul Afrika ülkelerinde yaptıkları hangi insafa sığıyor?

Elbette Paris’de katledilenler devletlerinin işlediği günahların doğrudan sorumlusu değiller. Ancak yıllar boyu işlenen sayısız cinayetten haberdar değilmiş gibi yaşamak da masumiyeti yitirmenin bir biçimi. “Ben rahatım, sen nasıl yaşarsan yaşa” diyebilir miyiz?

Eğer gerçekten sahip çıkıp hep birlikte savunmamız gereken ortak insanlık değerlerimiz olsaydı, böyle bir masumiyet yitimine izin vermediği gibi, kimsenin bize bunu hatırlatmasına da gerek kalmazdı…

Yorumlar