Diyanet işleri başkanı ne dedi?

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez geçen haftaki konuşmasıyla, yine medyada ilk sıralara yükseldi. Görmez, ABD Başkanı Obama’nın Müslüman Topluluklar Özel Temsilcisi Şerik Zafer ve beraberindeki heyeti kabulünde şöyle dedi: “Fransız ihtilaliyle birlikte insanlık başka bir arayış içine girdi. Dinlerin dışında daha seküler bir dünya kurmayı tasarladı. Fakat sekülerizm dinlerden kaynaklanan şiddeti de geride bırakarak dünyayı topyekun bir savaşın içine soktu. İnsanlar da bilimsel keşiflerle atom bombasını düşünebildi. Kimyasal silahları üretti ve tarihteki savaşlarda ölen bütün insanların birkaç katını modern zamanlardaki savaşlarda kaybettik.”

Görmez, 2015 bütçesi 5 milyar 743 milyon 382 bin TL olan, yaklaşık 120 bin personel çalıştıran bir kurumu yönetmek üzere, bakanlar kurulu tarafından 5 yıllığına görevlendirilmiş bir devlet memurudur. Maaşı 8 bin 17 TL. Emekli olduğunda 123 bin 943 TL ikramiye, 5 bin 811 TL aylık alacak. Basında yeraldığı üzere, kurum adına kendine tahsis edilen ve fiyatı 1 milyon TL olduğu öne sürülen zırhlı bir arabaya biniyor.

Ne diyelim? Paranın ve imanın aynı çatı altında toplandığı bir kurumda görev yapan Sayın Görmez’in ihtişamını Allah arttırsın. Arttırsın ki, onun dualarıyla bu ihtişamdan bir küçük pay Ege’nin soğuk sularında boğulan göçmen çocuklarına, bir pay bu karda kışta güneydoğuda yerlerinden edilen 300 bin yurttaşımıza, bir pay da işsize, yoksula, kimsesize düşsün. Biz böyle diyoruz, önemli olan Görmez’in ne dediği.

Görmez’in kullandığı “sekülarizim” ifadesi İngiliz, kullanmadığı “laiklik” ifadesi ise Fransız kökenli sözcüklerdir. Aralarında büyük fark var gibi anlatılsa da yoktur. İkisi de kısaca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması demektir. Devlet, Anayasa’nın 2. Maddesinde “laik, sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlandığı için olsa gerek; Görmez konuşmasında Anayasaya ters düşmemek için “laik” yerine “seküler” demiştir. Anlatmak istediği, Avrupa’da din ve mezhep savaşlarını önlemek amacıyla yaratıldığını düşündüğü laiklik anlayışının din savaşlarından daha çok cana malolduğudur. Yani Görmez’e göre; 1789 Fransız Devrimi sonrasında benimsenen ve dünyaya yayılan laiklik, hiç de beklendiği gibi sonuç vermemiştir.Kısacası bu bir laiklik eleştirisidir.

İlber Ortaylı Hoca, devlet memuru olarak Görmez’in bu konulara girmemesi gerektiğini belirtti. Laik kesim, Görmez’e Anayasayı hatırlattı. Bize göre, başkasının söz hakkını gaspetmediği sürece isteyen, istediği gibi konuşabilir. Laiklerin Diyanet İşleri Başkanına laikliği hatırlatması ise, suya “ıslak” demek kadar anlamsız ve komiktir. Biz konuya tarih açısından bakacak ve kısaca sözünü ettiğimiz ikinci eleştiri üzerinde duracağız.

Sayın Görmez aynı zamanda bir bilim insanıdır. Tarih, bütün bilimlerin anası olan bir bilimdir. Bilim insanları bilimsel konulara inanç, kişisel çıkar, siyaset vs. açısından bakmaz; aleyhlerine de olsa gerçeğin penceresinden bakarak doğruyu söylerler. Ve söylediklerinin geçerliliğinin herkes tarafından sınanabilmesi için, ortaklaşa kabul edilen ölçüler kullanırlar. Buna “bilimsel nesnellik” denir. Çıkar gözetmeden, kimseden korkmadan, yalnızca gerçeği açıklamak üzere izlenmesi gereken bir yoldur. Peki Görmez bir bilim insanı olarak bu yolu mu izliyor? Hayır. Konuyu, işine geldiği gibi çarpıtıyor.

Önce kendisinin “laik” bir cumhuriyetin dinle ilgili bir devlet memuru olarak, “seküler” bir devlet olduğu söylenen ABD’nin başkanı adına gelen bir heyete karşı konuştuğunu hatırlatalım. Yani taraflar din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olduğu belirtilen devletlerin, dinle uğraşan görevlileridir. Demek ki ne ABD’de ne de Türkiye’de din ve devlet işleri birbirinden ayrı değildir. Peki Görmez niye böyleymiş gibi konuşuyor?

Görmez bir zamanlar Fransa’da ve İngiltere, Hollanda vb. devletlerde böyle olduğunu hatırlayarak ve şimdi de buna benzer bir durumun yaşandığını düşünerek konuşuyor. Ama arada, modern devletlerin dine baskı yapmaktan vazgeçip dinle uzlaştığını unutuyor. Evet, Fransız Devriminin ilk yıllarında din yasaklandı. Çünkü kilise, yıkılan krallık ve onun dayandığı büyük toprak sahiplerinin yanında yer alıyordu. Tıpkı Osmanlı, Persler, Çarlık Rusyasında olduğu gibi. Nedenine gelince:

Krallık, padişahlık vs. yönetimlerin başlıca gelir kaynağı topraktan alınan vergiler ve yeni topraklar ele geçirmek, ganimet kaldırmak amacıyla ülkeler fethetmekti. Hem yoksul köylüleri sindirmek, hem de fetih savaşları açmak için dine dayanıyorlardı. Fransa’da krallığı yıkıp cumhuriyeti kuran devrime sanayici, esnaf ve tüccarlar öncülük ettiler. Bunlar eski dönemin yönetici sınıfıyla birlikte dini kurumları da baskı altına aldılar. Ama bu kısa sürdü. Çünkü dertlerinin çözülmediğini gören ülkenin yoksulları, yeni yönetime karşı ayaklanmaya başladılar. İşte yalnız Fransa’da değil, bütün Avrupa ülkelerindeki cumhuriyetler tekrar dinle barıştı ve ayaklananlara karşı kiliseyle işbirliği yaptılar. Bu cumhuriyetlerin adı “laik” kaldı ama kendileri yarar buldukları her türlü dinle iç içe oldular. Yani Görmez’in söylediği gibi ilelebet bir “sekülarizm” olmadı.

Zamanla Avrupalı bu modern devletler emperyalistleşti ve bu kez yalnızca kendi ülkelerindeki dinlere değil, dünyanın dört bir köşesindeki dinlere de hoşgörüyle bakmaya başladılar. Çünkü gittikleri yeri sömürebilmek için işbirlikçilere gerek duyuyorlardı ve bu da herhalde oradaki inanç ve fikirlere sahip olanlar arasından çıkacaktı. Dolayısıyla durum, Görmez’in konuşmasında öne sürdüğü gibi değildir. Onun söylediği gibi, günümüzdeki çatışmaların bir yanında “sekülarizm” diğer yanında “Afganistan, Irak, Bosna, Çeçenistan’da savaşların sonunda eğitimden yoksun, vahşetin gölgesinde yetişen nesiller” yoktur. Bir tarafta emperyalizmin dünyayı yağmalama çabası, diğer tarafta buna karşı koyan halklar vardır.

Bugün ABD ve Avrupalı emperyalistlerle birlikte onlara yardakçılık eden Suudiler, Katar vs. Yemen’e laiklik için saldırmıyor, jeopolitik öneminden dolayı saldırıyor. Ve bu ülkede Şiiliğin bir kolu olan Zeydîler cahilliklerinden değil, yüzyıllardır olduğu gibilerini korumak için direniyor. Lübnan’a aynı güçler saldırıyor ve bu kez Hizbullah, Dürziler, komünistler birlikte direniyorlar. Libya’ya saldırının başını Fransa çekerken amacı bu topraklara “sekülarizmi” getirmek değil, dünyanın en kaliteli petrolünü ele geçirmek. Türkiye Suriye ve Irak’la burada yaşayanların kara kaşı kara gözü için ilgilenmiyor neden aynı.

Görmez bir din adamı olarak bizimle aynı duayı yapabilir. Ama her zaman yönetenlerden yana davrandığı için bizden, yani halktan yana değildir. Zaten bu yüzden her şeyi adlı adınca değil, “sekülarizm” gibi yabancı kelimeler kullanarak ifade ediyor. Doğrusu şudur: Vicdanlı insanlar,dünyanın neresinde olursa olsun, inancı, kültürü, milliyeti, ırkı yüzünden ezilen ve yoksul düşürülenlerden yana olur. Ve bunu yapan hangi inanç, ırk, millet, kültürden olursa olsun karşısında yer alır. Bunun için savaşanlar inançlarına bakılarak ayrılmaz, haklı ya da haksız, ezen ya da ezilen olup olmadıklarına bakarak karar verilir. Eğer laiklik ya da dindarlık bu ölçüyü karıştırmak için kullanılıyorsa, vicdanlı insanları ilgilendirmez. Ama vicdan yerine cüzdan taşıyanları ilgilendirebilir…

Yorumlar