İsrail'le anlaşmak!

Acılı bir yıl geride kalırken; gazeteler, Türkiye ve İsrail arasında İsviçre’de süren görüşmelerin ön anlaşmayla sonuçlandığını duyurdular. Zaten ülkemizin bir bölümünde Gazze’yi aratmayacak manzaralar yaratan bir yönetimden, başka türlü davranması da beklenemezdi. Geldikleri “milli görüş” saflarından bugüne taşıdıkları tek miras olan İsrail karşıtlığını, yıllarca dillerinin ucuyla ifade ettiler. Bunun ülkemizde ve Arap dünyasında taraftar kazandırdığını gördükçe seslerini yükselttiler. Nihayet “Mavi Marmara” olayı sonrası bol keseden atıp tuttalarsa da, tekrar en başa dönerek İsrail’le anlaştılar.

ABD’nin dünyada iki tane stratejik müttefiki vardır: İngiltere ve İsrail. Türkiye’ye de ara sıra öyle söylendiği olsa da, İsrail dışındaki “stratejik” müttefikler aslında “taktik”; yani geçici dostlardır. Her sözleri dinlenmez, her yaptıkları onaylanmaz. Ama İsrail başkadır. ABD ve İngiltere’nin yeryüzünde ne kadar çok askeri üssü, ajanı, işbirlikçisi olursa olsun; çıkarlarını gözü kapalı emanet edebileceği İsrail dışında hiç kimse yoktur. Çünkü İsrail herhangi bir devlet değil, batının mahzenlerinde kotarılan her türlü baskı ve zulüm yönteminin ilk uygulandığı ve mükemmel hale getirilmesi için üzerinde çalışıldığı bir laboratuvardır. Komşularıyla barış yapmadığı için sınırları belirsizdir. Dünyada ırkçılığın en koyusunun yalnızca Filistinlilere değil, farklı kökenlerden Yahudilere de uygulandığı bir yerdir. Bütün ülkelerin zalimleri istihbarat, silah teknolojisi, güvenlik önlemi vs. konusunda İsrail’den ve yetiştirdikleri uzmanlardan yardım alırlar. İşte ülkemizi yönetenler, böyle bir zulüm makinesiyle el sıkışmış ve anlaşmaya hazırlanmaktadır. Ne için? Elbette ABD öyle istediği için. Ve bölgede izlediği yanlış politikalar sonucu bunu yapmak zorunda kaldığından…

Bir süredir Netanyahu’nun Türkiye danışmanları ve Feridun Sinirlioğlu gizlice görüşüyorlardı. Haber ilk olarak 22 Haziran 2015’de İsrail gazetesi Haretz’de duyuruldu. Birkaç gün sonra, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yazılanları doğrulamak zorunda kaldı. Türkiye’nin İsrail’le neden görüştüğü belliydi; iktidarın dış politikaları iflas etmiş ve bölgede uzun vadeli çıkarlarının uyuştuğu tek ülke olan İsrail’le yakınlaşmak kaçınılmaz hale gelmişti. Ama 31 Mayıs 2010 “Mavi Marmara” olayından sonra çok büyük laflar edildiği için, görüşmeler kamuoyundan gizleniyordu. O zaman ne denmişti, hatırlayalım:

Bilindiği üzere İsrail deniz komandoları “Gazze’ye Yardım Filosunu” durdurmuş, bu sırada Mavi Marmara gemisindeki çatışmada 10 Türk vatandaşı yaşamını yitirmişti. O zaman Dışişleri Bakanı olan Davutoğlu apar topar Brezilya’dan ABD’ye geçmiş ve bu ülke yetkilileriyle görüşmelerden eli boş dönerken, İsrail saldırısını “Türkiye’nin 11 Eylül’ü” diye tanımlamıştı. Gazeteci Tolga Tanış’ın “Potus ve beyefendi” kitabında aktardığına göre, Davutoğlu Hillary Clinton’la görüşürken, İsrail’e savaş açılabileceğinden bahsetmişti.

Bütün bu gelişmeler sırasında, ABD Türkiye’nin istediği mesajı vermeyerek İsrail’in yanında yeraldı. Ve Türkiye İsrail’le ilişkilerini şu üç koşula bağladı: Birincisi İsrail özür dileyecek, ikincisi ölenler için tazminat ödeyecek ve üçüncüsü Gazze’ye ablukayı kaldıracak.

Türkiye ve İsrail arası diplomatik ilişkiler maslahatgüzar düzeyine indirildi. Siyasi ilişkiler sınırlanmış görünse de, ticarette böyle bir durum yaşanmadı. Örneğin iki ülke arası yıllık ortalama ticaret hacmi, geleneksel düzeyi olan 1 milyar dolarlardan 5 milyar dolarlara tırmandı. Ve nihayet üç yıl sonra Obama’nın İsrail ziyareti sırasında, Netanyahu’nun telefonla Erdoğan’dan özür dilediği açıklandı. Açıklama, 23 Mart 2013 tarihli Beyaz Saray bildirisiyle yapıldı. Eğer ortada bir kabahat varsa ve bu herkesin gözü önünde işlenmişse, özürün de yine herkesin gözü önünde dilenmesi gerekirdi. Nitekim Özal Cezayir’den, Japonlar Korelilerden, Avusturalya Aborjinlerden, Fransa yine Cezayir’den kamuoyu önünde özür dilemişlerdi. Öyleyse Netanyahu’nunki niye böyle değildi? Herhalde bu yöntemi, iki ülke arası gerilimden zarar gören ABD icadetmişti… Peki bugünkü ön anlaşmada neler vardı?

Beş koşul olduğu söyleniyor. 1- Mavi Marmara’da ölenler için tazminat ödenecek. 2- Büyükelçiler yeniden göreve başlayacak. 3- Ölüme neden olan İsrailli askeri yetkililer hakkında Türkiye’de açılan davalardan vazgeçilecek. 4- Hamas’ın Türkiye’deki çalışmaları sınırlandırılacak ve İsrail askerlerinin kaçırılıp öldürülmesiyle ilgili görülen Salih El Aruri Türkiye'den sınır dışı edilecek.

Elbette yöneticiler hemen bu ön koşulları yalanlama yoluna gittiler. Sanki Sinirlioğlu bunların altına imza atarken kendi kendine karar vermiş gibi. Bir yandan iki ülke arası yakınlaşmanın gerekliliğinden bahsederken, diğer yandan en başta ileri sürdükleri üç koşul yerine getirilmediği sürece bunun mümkün olamayacağını söylediler. Ama biz bu çelişkili ifadeleri, yöneticilerimizin geleneksel tutumu olarak gördük. Çizdikleri bütün kırmızı çizgilerin zamanla solup gitmesi gibi. “Komşularla sıfır sorun” deyip, herkesle kavgalı hale gelmek misali. “Libya’da NATO’nun ne işi var” dedikten sonra, İzmir’i Libya’ya müdahale edecek NATO gücünün komuta merkezi haline getirmekte olduğu üzere…

Sonuç olarak, ülkemiz yöneticileri Türkiye adına İsrail’le anlaşacaktır. Çünkü Irak, Suriye, Lübnan, Mısır, Libya ve Kıbrıs’ta izledikleri politikalar geri tepmiştir. Yakın coğrafya’da Müslüman Kardeşlere yaptıkları yatırımlar iflas etmiş, en yakın müttefikleri olan Barzani güç kaybederek kendi Kürdistan’ında bile söz geçirmekte zorlanır hale gelmiş, Kuzey Kıbrıs’ta karşı oldukları Mustafa Akıncı Cumhurbaşkanı seçilerek Güney Kıbrıs’la iyi giden görüşmelere başlamıştır. Bunlar yetmez gibi NATO’nun gazıyla Rus uçağını düşürmeleri sonucu Suriye hakkında Ürdün kadar dahi söz söyleyemez duruma gelmişlerdir. Üstelik Rusya ile aranın bozulması, doğal gaz bağımlısı ülke ekonomisini er geç zor duruma sokacaktır. Öyleyse Türkiye’nin hem güvenlik, hem de enerji için İsrail’le anlaşmaktan başka çaresi yoktur. Aynı zamanda İsrail’in de kendi güvenliği ve Doğu Akdeniz’de çıkarttığı doğal gazı satmak için Türkiye ile yakınlaşması zorunludur. Bunlardan daha önemlisi ise, ABD bölgede nüfuzunu korumak için bu yakınlaşmayı isterken, AB doğal gaz alımında Rusya’ya bağımlılıktan kurtulmak için destekliyor.

Büyük söz söyleyerek seçim kazanılabilir, alkış alınabilir ama uluslararası politikada bir adım dahi atılamaz. Bunun için güçlü ve tutarlı olmak gerekir. Mavi Marmara’da İsrail’e karşı gösteriş yapmak için yaşamları feda edilenler ve “Gazze’deki kardeşlerimiz” diye dökülen gözyaşları, ABD’nin bir işaretiyle unutuluyor. Çünkü Irak ve Suriye’deki istikrarsızlık kolayca bitmeyecek. Katar ve Irak doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarılması ve böylece Avrupa’nın Rusya’dan gaz almaktan kurtulma hayalleri daha yıllarca gerçekleşmeyecek. Geriye, Doğu Akdeniz’deki ve özellikle İsrail’de işletilmekte olan doğalgaz yataklarını Türkiye üzerinden boruyla Avrupa’ya bağlamak kalıyor. Bu yüzden, İsrail’le böyle bir anlaşmanın yapılacağı aylar öncesinden görülüyordu. Yoksa Türkiye’nin tanınmış firmaları İsrail doğal gazının Avrupa’ya taşınması için bu ülke yönetimine projeler sunar mıydı? Geçtiğimiz günlerde Mersin’de doğalgaz depolamak amacıyla 4 milyar metreküp kapasiteli depolar için teşvik verilir miydi? Büyük çıkarlar söz konusu olduğunda yöneticilerimiz yüksek perdeden sarfettikleri sözleri bir kez daha unuturken, dilimiz varmıyor ama Gazze’ye yardım için ölenler, öldüğüyle kaldılar…

Yorumlar