Joe Biden'ın Türkiye ziyareti

Ağa marabanın hanesini ziyaret ederse, ya danasında, ya heybesinde kiliminde, ya da namusunda gözü var demektir. Çünkü bir şey verecek olsa garibanı ayağına çağırır, elini öptürür, verir. Bu iki insanın dünyaları, ne tarladan, ne çocukluktan, ne de askerden arkadaş olmayacakları kadar birbirinden ayrıdır. ABD Başkan Yardımcısı Biden’ın ziyareti misali. Kesin bir şeyler almaya gelmiş ve kapalı kapılar ardında almıştır.

“Yıllardır alıyorlar, daha alacakları neyimiz kaldı” demeyin. Kapıların arkasındakilerden haberimiz yok, gördüğümüzü söyleyelim: Bu kez Biden Efendi, Türkiye’deki bu kapkara düzene karşı iyi-kötü muhalif olmaya çalışanların hakkını almıştır. Bunu; bir yandan resmî makamlarla görüşürken diğer yandan iktidarın gadrine uğradığı söylenen kimi basın erbabı ve STK temsilcileriyle bir araya gelerek, Can Dündar’ın oğluna, “baban bir kahraman” diyerek ve sağa sola demokrasi öğütleri vererek yapmıştır. Dünyadaki her türlü zulmün başmühendisi ABD’nin iki numaralı adamının kapısına koşarak giden sözde muhalifler de, Biden’ın niyetini gerçekleştirmesine hizmet etmiştir. Ve bu sırada, bu ülkede can pahasına zulme karşı duranların hakkını çalıp çalmadıklarını da hiç düşünmemişlerdir.

Ne diyordu Biden, basının üzerindeki baskılara işaret ederek? İfade özgürlüğünün önemini vurguluyor ve bunu “yalnız Türkiye’ye değil, tüm dünyaya sürekli anlatacaklarını” söylüyordu. Ama söylediğine önce kendisi uymadı. Çünkü “işten atılmış gazeteci” sıfatıyla yuvarlak masa toplantısı yaptığı ve adlarını burada anmaya dahi değmeyecek bu kişilere; “off the record”, yani yazılmamak kaydıyla birçok şey anlattı. Onlar da çok şey biliyor ama söyleyemiyor gibi yaparak kamuoyuna birkaç cümle çıtlattılar ve heyecanla, bu konuyu ileride yazacakları kitapta anlatmak üzere kuluçkaya yattılar. Böylece “basın özgürlüğü” kavramının en önemli ayağı olan halkın haber alma hakkını, bizzat kendileri çiğnediler.

“Basın özgürlüğü” yalnızca söz söylemekten ibaret değildir; yanı sıra, halkın her konuda söylenen her sözü, herkesle eşit koşullarda ve açıklık içinde öğrenebilmesi demektir. Biden ve onun yuvarlak masasına oturanlar, bu hakkı çiğnemiştir.

Bu yüzden ABD iki numarasının “demokrasi” numaralarına ve “ifade özgürlüğü” adı altında söylediklerine inanmıyoruz. Eğer başkalarına söylediği gibi, 1996’nın soğuk bir kış günü gözaltında öldürülen gazeteci Metin Göktepe’nin annesi Fadime Teyzeyi de ziyaret edip “oğlun bir kahraman” diyebilse; eğer Cizre’de elinde kamera haber peşindeyken ayağından vurulan ve yerde yatarken bile görevini yapmaya çalışan IMC televizyonunun ödüllü kameramanı Refik Tekin için de konuşabilse… Yine de inanmazdık.

Amerika, 1945’de Türkiye ile ilk ikili anlaşmasını imzaladığından bu yana; resmî ve sivil işbirlikçileri sayesinde alacağını almıştır. Kapalı kapılar ardında söylenenlerin önemi olmadığı gibi, bizce bir sır değillerdir. Senatörken birçok kez ülkemize gelen Biden’ın, başkan yardımcısı olarak bu üçüncü ziyaretidir. İlki 2011 yılı sonunda, ikincisi 2014 Kasım’ında ve sonuncusu geçen haftadır. Her ziyaretin farklı koşullarda gerçekleştiğini düşünürsek, bu sonuncunun ayır edici yanını şöyle ifade edebiliriz: Biden, uluslararası politikada Türkiye’nin tüm tezlerinin çöktüğü ama buna karşılık ABD’nin İran ve Rusya ile işbirliği de dahil, elinin öncekilerden güçlü olduğu bir sırada ziyarete gelmiştir.

Biden ilk kez 1972’de ülkesinin en genç senatörlerinden biri olarak seçildiğinden bu yana hiçbir seçimde Kongre’nin dışında kalmamış. İyi eğitim görmüş, çalışkan, mücadeleci, dış politikada uzman, liberal görüşlü, ABD’nin Afganistan, Bosna, Irak savaşlarını desteklemiş, İsrail yanlısı, Türkiye’nin tezlerine karşı. ABD’de, mizahçıların hakkında en çok espri ürettiği bir politikacıdır. Bunları olgunlukla karşıladığı ve genellikle kendisinin de güldüğü söylenir. Ayrıca kişisel yaşamı da acılı geçmiş biridir. 1972’de Kongre’ye seçilmesinden iki ay sonra trafik kazasında ilk eşini ve 1 yaşındaki kızını kaybetmiş. Kazada yaralanan iki oğluna bakmak için her gün Washington’la evinin olduğu Delaware arasındaki 130 km. mesafeyi trenle gidip gelmiş. Bu sayede demiryollarındaki her türlü sorunu öğrenmiş ve takipçisi olmuş. Geçen yıl, general rütbesiyle Irak savaşına da katılan oğlunu beyin tümöründen kaybetmiş. Bunları, bizim yöneticilerin tam zıttı bir kişiliğe sahip olduğunu ve ABD devlet aygıtında önemli bir yer işgal ettiğini vurgulamak için belirtiyorum.

Ziyaretle ilgili olarak basında çok şey söylendi. İktidar yandaşı basın, Biden’ı yerden yere vurdu. Duyan da, “ABD’nin stratejik ortağı” olmakla övünen bu iktidarın birden bire ABD karşıtına dönüştüğünü sanacak. Ziyaretin en önemli nedeni, 28-29 Ocak’ta Suriye’deki çatışmaların bitirilmesi amacıyla Cenevre’de yapılması planlanan görüşmelere PYD’nin katılması için Türkiye’yi ikna etmektir. Yapılan açıklamalardan anlaşılan, Türkiye’nin buna ikna olmadığıdır. Bilindiği üzere Türkiye PYD’yi “terörist” olarak nitelendiriyor ve bu nedenle, belki Cenevre görüşmelerine katılmayabilir.

Basında detaylı biçimde üstünde durulduğuna bakılırsa, Biden Türkiye’ye Suriye sınırında güvenliği sağlamak için yardım vaadinde bulunmuş. ABD’nin en çok üzerinde durduğu ve Rusya’nın da işaret ettiği konu, Türkiye’nin Suriye sınırındaki Azez-Cerablus arası yaklaşık 100 km. uzunluğundaki bölümün geçişlere kapatılması. Çünkü IŞİD en çok bu alanı kullanıyor. Türkiye bu talebin ancak yörede “tampon bölge” oluşturularak karşılanabileceğini savunuyor. Şimdi ABD’nin sınır güvenliği yardımında bulanacağını belirtmesi, Türkiye’nin talebini kesin olarak redettiğini gösteriyor. Ayrıca Türkiye’nin oldubittiye getirerek sınırı geçmemesi için de uyarıyor. Benzer bir uyarı, Suriye’nin Kamışlı kasabasına asker yerleştirerek Rusya tarafından da yapılmakta. Bu arada, geçtiğimiz Kasım Ayından bu yana bölgede “danışman” sıfatıyla ABD askerleri de bulunuyor.

Biden Cenevre görüşmeleri konusunda Türkiye’yi ikna etmeye çalışmış ama bunun gerçekleşmeyeceğini görerek, Suriye’deki Kürtlere dokunmaması için uyarmıştır. Bu konuda ABD’nin tavrı nettir ve Kandil’le PYD’yi birbirinden ayırmaktadır. Son zamanlarda basında yer alan haberlerden anlaşıldığı kadarıyla, bu konu iktidar partisinin Türkiye’de yürüttüğü “çözüm süreci” görüşmelerinin de düğüm noktasıdır.

Türkiye Suriye topraklarında herhangi bir Kürt oluşumu istemiyor. Buna karşılık Kuzey Irak’ta bir Kürt Özerk Yönetimi bulunmasını destekliyor. Hatta desteklemekle kalmayıp, Irak merkezi yönetiminin karşı çıkmasına rağmen ticarî ve politik ilişkilere giriyor. Bu ilişkileri güçlendirmek için Musul’a gönderdiği askeri birliğini, ABD’nin uyarısı sonucu daha geriye çekiyor. Türkiye, uluslararası koalisyonun IŞİD’e karşı savaşma önceliğini paylaşıyor gibi görünmüyor. Tıpkı Suudi Arabistan yönetiminin İran’a ve Yemen’i de düşünürsek genel olarak Şiilere karşı olmaya öncelik vermesi gibi.

Biden’ın ziyareti sırasında perde önünde “demokrasi, basın özgürlüğü, hak, hukuk” demesinin nedeni, perde arkasında yöneticilerimizle anlaşamayışıdır. ABD ile anlaşıp anlaşmamak, ilişkilerini başkalarını ezmek üstüne kuranlar için önemlidir. Çünkü ABD’nin gücünden korkarlar. Ve sonunda, çıkarlarından bir parça feragat ederek bu ilişkiyi sürdürürler. Böyle bir çıkar peşinde koşmayanlar içinse, ABD yalnızca bir “kâğıttan kaplandır.” Tüm sömürücü ve zalim güçler gibi, er geç tarihin çöp tenekesini boylayacaktır.

Yorumlar