Türkiye Suriye'de ne istiyor?

Cenevre görüşmeleri 25 Şubat’a kadar ertelendi. Yöneticilerimiz durumu hemen, “muhalefetin istekleri yerine getirilmedi de ondan” diye yorumladı. Hangi muhalefet? Yakın zamana dek Türkiye’de toplanırken bir süredir Suudilerin başkenti Riyad’ı mesken tutan ve bugüne kadar kendi arasında anlaşıp ortak bir komuta merkezi kurmayı dahi beceremeyen muhalefet mi? “Esat’ı istemezük” demek dışında bir ortak noktaları yok. Güya Esat bu muhalefetin elindeki kentleri kuşatmaktan vazgeçecek ve saldırıları durduracak, onlar da Esat’la görüşmelere başlayacaklardı. Ancak bu gerçekleşmedi. Suudi Hanedanı ve Katar Emirliğiyle birlikte Suriye’ye demokrasi getirmeye soyunan yöneticilerimiz de tam bu noktada ortaya çıkıp, muhalefetin haklı olarak görüşme masasına oturmadığını söylediler.

Koşulları, eli güçlü olan dayatır. Bugün güdümlü muhalefetin mi yoksa Esat’ın mı eli daha güçlü? Önkoşul dayatıldığı sürece kimseyle görüşmeyeceğini, Esat tarafı vurguladı. Ve daha önce yapılan bir hatayı da tekrarlamak istemiyordu. 2014 Haziran’ındaki Cenevre görüşmeleri öncesinde de bugünküne benzer öneriler getirilmiş, Esat buna uyarak çeşitli yerlerdeki kuşatmaları kaldırmış ve ağır silahlarını geri çekmişti. Ama muhalifler bunu fırsat bilerek hemen ilerlediler. Halep’in bazı yerlerini de bu dönemde ele geçirdiler. Bu kez Esat aynı hatayı tekrarlamadığı gibi, Halep’e de saldırarak elini güçlendirdi.

Eğer yöneticilerimiz Suriye’de gerçekten barış isteseydi yalnızca Esat karşıtı beyanlar vermekle yetinmez, taraflar arasında tam bir ateşkes sağlanması ve görüşmeler öncesi bir barış gücü oluşturulması için çaba gösterirlerdi. Ama IŞİD ya da El Kaide’nin Suriye kolu olan El Nusra Cephesinden hiçbir farkı olmayan cihatçı örgütleri desteklemek ve PYD’nin Cenevre görüşmelerine katılmasını önlemek dışında bir şeyle ilgilenmediler.

Düşünün, ortada rejimi değiştirmek için savaştığını ve ülkenin önemli bir bölümünü elinde tuttuğunu iddia eden bir muhalefet var ama kendi toprakları yerine ancak Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki lüks otellerde toplanabiliyor. Suriye’de bugüne dek gizli ya da açık hiçbir siyasi örgütlenmesi olmamış. Esat gitse, nasıl bir rejim kuracağı belli değil. Siyasi programı, hedefi, toplumsal sorunları nasıl aşacağı bilinmiyor. Ve Türkiye de “cihan devleti” olmak adına böyle bir muhalefetin peşine düşüyor.

Elbette Suriye muhalefeti Riyad toplantılarına katılanlardan ibaret değil, “Suriye demokratik muhalefeti” adı altında çalışanlar da var. Geçtiğimiz Aralık ayı başında Suriye’nin kuzeyinde Derik’de toplanarak bir meclis oluşturdular. Bu, Suriye topraklarında toplanan, kendi silahlı gücü ve açık bir siyasi programı olan tek muhalefet hareketi. İçinde PYD’nin yanı sıra farklı Kürt örgütleri ve bölgedeki Arap, Türkmen, Süryani, Ermeni, Ezidi temsilcileri de var. Esat diktatörlüğüne karşı, demokratik ve federal bir Suriye’yi savunuyorlar. Meclis Başkanı Heysem Menna da Cenevre’ye davet edildi. Ancak Menna, toplantıya PYD çağrılmadığı için katılmayacağını belirtti.

Cenevre görüşmelerinin ertelenmesinin ardından hükümet sözcüsü Ömer Çelik konuyla ilgili bir açıklama yaptı ve PYD hakkında şunları söyledi: "Eğer PYD masaya oturacaksa muhaliflerin safında oturmaz, Esad rejiminin yanında oturur çünkü Esad rejimi ile hareket eden bir yapıdır. Sırf başka bir terör örgütü ile mücadele ediyor diye, DAEŞ'le mücadele ediyor diye PYD'nin terörist etiketi üzerinden çıkmaz"

Çelik konuşmasının devamında, Suriyeli Kürtler yurttaşlık hakkına dahi sahip olmadığı için Esat’la görüştükleri dönemde bu hakkı vermesi gerektiğini söylediklerini ama PYD’nin buna rağmen Esat’la işbirliğine girdiğini belirtti. Bütün bunlar ne kadar doğru?

Öncelikle PYD’nin “terör örgütü uzantısı” olup olmadığı bir güvenlik sorunudur ve Türkiye bunu komşu ülkedeki gelişmelere karışarak değil, kendi sınırlarını daha güvenli hale getirerek çözer. PYD’nin Esat’la işbirliği yaptığı ise, yöneticilerimizin abartısıdır. Çünkü gelişmeler anlatıldığı gibi değildir.

Suriye’de yaklaşık 2 milyon dolayında Kürt yaşıyor. Bu topluluk Osmanlı’dan kalan ve çeşitli tarihlerde Türkiye’den göçenlerden oluşuyor. Büyük çoğunluğu Suriye yurttaşı olarak kayıtlı değil. Dolayısıyla eskiden beri hiçbir kamu hizmetinden yararlanamıyorlar. BAAS rejimi döneminde izlenen Arap milliyetçiliği nedeniyle, Türkmen ya da Ezidiler gibi dışlanmışlar, sürülmüşler, güvensiz bir hayata mahkûm edilmişler.

PYD 2003’te kuruldu ve Suriye’deki en örgütlü güç. Esat muhalifleri ilk kez toplanmaya başladığında, bunların bir kaçına PYD de katıldı. Esat’a birkaç haftalık ömür biçilen bu toplantılarda, PYD Esat sonrasında nasıl bir rejim kurulacağını ve kendilerine yurttaşlık hakkı verilip verilmeyeceğini sordu. Toplantılarda Türkiye de vardı. PYD’ye net bir yanıt verilmemekle kalmadı, anadilde eğitim ve yerinden yönetim gibi talepleri de dikkate alınmadı. (Oysa Türkiye bu tür talepleri Türkmenler için savunuyor.) Buna karşılık, Esat PYD’ye taleplerini kabul ettiğini belirtti ve böylece rejim güçleriyle bölgedeki Kürtler arasında dolaylı bir işbirliği oluştu. Ancak bu Çelik’in öne sürdüğü gibi değil, yalnızca karşılıklı olarak birbirlerine saldırmayacaklarından ibaret bir işbirliğiydi. PYD’nin gözünde Esat her zaman bir diktatördür.

PYD birçok kez Türkiye ile birlikte hareket etmeyi denedi. Süleyman Şah Türbesinin taşınması, bunun bir örneğiydi. Türkiye ise, PYD’den Esat’a karşı savaşmasını istedi. Doğal olarak PYD bunu kabul etmedi. Türkiye’nin PYD’yi dışlaması böyle başladı. Ardından IŞİD saldırıya geçti ve yanıtını aldı.

Bugün Cenevre’de yalnızca Suriye’nin değil, geniş bir coğrafyanın kaderi çiziliyor. ABD’nin politikası başından beri belli ve İsrail’in varlığında somutlaşmış durumda. ABD bölgede bir din devleti istemediği gibi, güçlü bir Esat rejimi de istemiyor. Rusya benzer bir kaygıyı, İran üzerinden duyuyor. Eğer Suriye dağılırsa, bölgedeki bütün dengeler İran’ın aleyhine gelişir ve bunun acısı er geç Rusya’dan çıkar. Bu yüzden Rusya İran’la birlikte var gücüyle Suriye’yi destekliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ara sıra “Rusya’nın burada ne işi var” demesi bir anlam taşımıyor. ABD’nin, Fransa’nın vs. bu bölgede sınırı mı var?

Türkiye, Esat’la yakınken sahip olduğu konumunu geri dönüşsüz olarak kaybetti. Esat’ın iktidarda kalması bu kaybın üstüne tüy dikecektir. Benzer durum Suudiler için de geçerli. Bu yüzden Suriye’ye Türkiye üzerinden asker göndermekten bahsediyorlar. Ancak bu çok gülünç. Yıllardır Yemen’deki Hutsileri havadan bombalamalarına rağmen, şimdiye dek bir kez bile kara savaşına girmeye cesaret edemediler. Savaşın tam ortasındaki Suriye’ye ne cesaretle asker gönderecekler? Ayrıca bu durum, Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin politikalarının tükendiğinin ve ne istediğini bilemez hale geldiğinin de göstergesi. Yıllardır söylediği ve kimsenin dikkate almadığı “tampon bölge, uçuşa yasak bölge, Esatsız çözüm” sözlerini tekrarlayıp durması da bu yüzden. Öyle görünüyor ki, Türkiye Suriye sorununun bitmesini istemiyor. Belki bu arada Esat yıkılır diye umut ediyor. Ama nafile. İlk düğme yanlış iliklenince, öyle devam ediyor.

Yorumlar