Ekonomi nereye gidiyor?

Geçen seferki ilk  "merhaba"  adlı yazımdan sonra bir kez daha sizlerle buluştuk.

Bu seferki yazımın başlığına baktığımızda

hepimizi derinden etkileyen EKONOMİ'ye ayırdığımı görmüşünüzdür.

İş dünyasından geldiğimi yazmıştım,

bu sıralar işverende sorun yaşıyor,

çalışan emekçi kardeşlerimizde sorun yaşıyor,

hatta toplumun tüm kesimleride yaşanan ekonomik krizden direk etkileniyor.

 

Hükümetin "ekonomik programı"  malesef  "ekonomik probleme"  dönüştü.

Bugün KOBİ dediğimiz işletmelerin bir çoğu

daha önce hiç yaşamadığı sorunlarla yüz yüze kalmışlar ve çaresizlik içerisine düşmüşlerdir.

 

Ülkemizin temel sorunları var,

Ekonomi,  Terör,  Komşularımızla olan sorunlar,

Eğitim, Sağlık, İşsizlik,

Trafik vs. vs. diyerek bunları çoğaltarak sıralayabiliriz.

Hayatımızı direk etkileyen bu temel sorunların başında bence EKONOMİ gelmektedir.

 

Gezi parkı eylemleri yaşanırken

dolar 1.80'den,  1.90 TL.yeçıktığında ortalığı velveleye verenler neredeler?

Şimdilerde dolar 3.46 TL. oldu halen bazı yöneticilerin hiç sesleri çıkmıyor.

 

Hergün artan milyonlarca işsizimiz var,

yatırımcı önünü göremiyor.

Dünya ile kavgalıyız, komşularımızla ile sorunlar yaşıyoruz.

Siyasi belirsizliğin ekonmiye olumsuz yansıması

hayatımızıda çok fazla olumsuz şekilde etkiliyor.

 

Bilinen bir gerçekte şudur;

Ekonomik sıkıntıların temelinde siyasetin yattığı çok aşikardır,

dolayısı ile bizimde acilen birleştirici,

uzlaşıcı, barışçı, çözümcü

yani ekonomiyi toparlayıcı pozitif bir siyasete ihtiyacımız vardır.

 

Bu pozitif siyaset sadece kendi yandaşlarına imkan yaratacak yatırımları planlamak değil birazda yapılan israflarda tasarruf olmalıdır. Bazı lüks harcamalardan kaçınılmalıdır.

Lüks, zengini yıkar ve fakirlerin sefaletini bir kat daha arttırır derler.

 

Son TÜİK verilerine bakacak olursak ekonomiye güvenin % 17'5 azaldığını göreceğiz.

Demekki ekonomik sıkıntıların temelinde güven kaybı yatmaktadır.

Siyasi iktidarın oluşan bu güven kaybını acilen çözmesi ve

Türkiye'de yeniden beklenen güvenin tesis edilmesi gerekmektedir.

 

Bazı çevreler tarafında ise sürekli aynı nakarat yükseliyor, 

" bu ekonomik kriz, küreseldir " denilmektedir.

Bence tek başına bizlere yaşatılan bu krize  " küresel "  diyerek

hayatımızı olumsuz etkileyen bu krizi hafifletmek yanlıştır,  çarpıtmadır.

 

Şöyleki;

Türk lirası 3 Ekim'den itibaren sürekli değer kaybetti,

15 Temmuz'da yaşadığımız darbe girişimi felaketinin ardından

muhalefetin seslendirdiği demokrasinin tekrar güçlenmesi ve

bununda Parlemontada yapılması gerektiği defalarca belirtilmiştir.

 

Gel görki OHAL'in uzatılması,

kanun hükmünde çıkartılan kararnamelerle

ekonomide olumsuzluklar yaşanmaya başlamıştır.

Türk lirası son 10 ay içerisinde dolara karşı yüzde 15 değer kaybetti,

bu değer kaybının neredeyse hepsini son iki ayda yaşadık.

 

Üstelik kendisine benzeyen diğer bütün para birimlerine kıyasla çok daha fazla değer kaybetti.

3 Ekim'den itibaren Türk lirasının kaybettiği değer

aynı dönem içerisinde Rus rublesinin değer kaybından 3 kat fazla.

Eğer bu kriz küresel bir kriz olsaydı kayıp aynı oranda olurdu.

 

Türk lirası aynı dönemde yine kendisine benzeyen

Polonya, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan'ın

para birimlerine kıyasla da 2 kat daha fazla değer kaybetti.

 

Madem ki bu kriz küresel bir kriz

peki o zaman neden Türk lirası kendisine benzeyen bütün para birimlerinden

2 kattan daha fazla değer kaybetti bu dönemde?

 

Bu kriz Türkiye'de siyasetin,

siyasetin göbeğinde oturan iktidarın kendisinin yarattığı kriz.

Dünyadan Türkiye'ye gelen bir kriz değil.

 

Bu krize Türkiye  "müthiş bir borçlulukla" yakalandı,

2002'de vatandaşların bankalara olan tüketici ve kredi kartı borcunun 6,6 milyar lira iken,

bugün bu borcun 400 milyar Türk lirasını geçtiğini hepimiz biliyoruz.

Buna göre 2002'den bu yana vatandaşın borcu 60 kat arttı,

aslında gönül isterdi ki aynı sürede gelirler de 60 kat artmış olsaydı.

 

Ülkemizin mantıklı, makul ve gelişimci girişimlere ihtiyacı vardır,

bildiğiniz gibi eğer girişim ilerliyorsa,

bolluk ekonomi ile birlikte artar;

ama girişim yoksa bolluk ekonomi ile birlikte çürür.

 

Fakat bizim bu düşüncelerimiz sadece temennilerde kalmıştır.

Ekonomi hepimizin hayatımızda çok önemli bir etkendir

bu yüzden yazacaklarımda aslında çok fazla.

Bu sayıda yazacaklarımın hepsi bitmedi ancak sayfaya sığdırabildiklerimizi aktardım,

dolayısı ile gelecek diğer yazımda ekonomi ile ilgili olacaktır.

 

Kalın sağlıcakla, selam ve saygılarımla.

Murat Kapan.

Yorumlar