Sözde demokrasideki seçimler de artık sözde…

7 Haziran seçimlerinde hiçbir parti tek başına iktidara gelecek çoğunluğu elde edemedi.

Demokrasinin mutlaka tek parti yönetimi olmadığı, halkın, sandığın iradesinin gözetilmesi gerçeği görülmek istenmedi.

TBMM’de temsil edilmeyenler yanında, TBMM’deki bütün muhalefet partileri ve ana muhalefet partisinin iktidar iddiasının olmadığı bir seçim ilk kez yaşanacak.

Partiler, bu rollerini kanıksamış durumdalar.

Yeni seçimlerde bir iki puan eksik veya fazla oy almaları sonucu özde değiştirmiyor.

Öte yandan süreci yöneten AKP, kaybettiği tek parti iktidarını tekrar elde edebilmek için, hukuk içinde olup olmadığına bakmaksızın her yolu deniyor.

Bu tabloda ülke, sadece AKP’nin, tek bir parti olarak iktidar hedefini gösterebildiği bir seçime gidiyor.

AKP; “iktidara tek başına gelemezsem, şu ana göre kaybedeceğim bir şey yok. Seçimleri bekler, gerekirse o zaman koalisyon görüşmesi yaparım, ama yarattığım seçim fırsatı ya tutarsa” anlayışında.

AKP’yi bu davranışa iten, kendisinden hesap soracak bir iradenin ortaya çıkmasını asla istememesi.

Çünkü böyle bir iradenin ortaya çıkması, kendisinin sonu demek.

Demokrasilerde, siyasal partiler olmazsa olmaz…

Siyasal partilerin hedefi de elbette, seçimler yoluyla iktidara gelmek.

Oysa baktığımızda, CHP, MHP, HDP’nin bu seçimlere, iktidarı gerçek anlamda hedeflemeden girdiğini görüyoruz.

Demokrasimiz de, siyasal partiler de, hepsi ne hale gelmiş…

Hatta bu üç partinin, aynı yurtta bir arada yaşayan tabanları nedeniyle, iktidar hedefleri için 7 Haziran’ın kendilerine yarattığı seçeneği kullanarak, ortak paydalarda bir araya gelip, ülkeyi hem yönetme hem de bu duruma sürükleyen AKP’den hesap sorma iradelerini ortaya koyması gerekirken, bunu yaptılar mı…

Aksine özellikle uzak durdular.

Öte yandan böyle yaptıktan sonra da, yarın ki seçimden aynı sonuç çıkarsa AKP ile koalisyon kurabiliriz mesajları bile veriliyor.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu…

AKP bugüne kadar kendine yönelen her türlü suçlamada yeri göğü inletti.

Çünkü her tarafı baskı altına alınca, bu davranışlarıyla amacına ulaştığını görüyordu ve hep de öyle yaptı.

Ancak bir konuda susup oturdu.

O da hakkındaki kapatma davasında kendisinin laik ve demokratik cumhuriyete aykırı parti olduğuna karar verilmesine rağmen, devlet yardımından yoksunluk yaptırımına hükmedilmesine ilişkin Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı hakkında oldu.

Bu konuda esip gürleyip, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine (İHAM) başvurmadı, başvuramadı.

İHAM, siyasi parti kapatılması hakkında Türkiye’yi sadece Refah Partisi davasında haklı bulmuştu.

AKP’nin eylemleri, RP’den daha ağır ve daha fazla idi.

Sonuçta AKP biliyordu ki, İHAM’a gitse eli boş dönecekti.

Hatta demokrat ve laik olmadığı da Avrupa hukuku yönünden de açık açık ifade edilmiş olacaktı.

O nedenle susup oturdu.

Laik olmayan bir parti olarak laik hükümet, demokratik olmayan bir parti olarak demokratik hükümet görevi yapıyordu.

Bu demokrasi değil, demokrasinin sözde kalması, karşı devrimin her yönüyle yaşanması demekti.

Bu durumun bir farkı vardı.

Artık sadece AKP değil, bütün siyasi partiler demokrasiyi 12 Eylül’deki gibi sadece sandık sayınca, bu durum bile görmezden gelinebiliyordu!

AKP, sadece sandık yeter, gerisinden bana ne diyerek kaç yıl boyunca yoluna devam etti.

Demokrasi için sandık elbette tek başına yeterli değilken, şimdiye kadar da ben hep sadece sandığa bakarım diyen bir AKP varken…

Bu arada parantez açarak vurgulayalım ki, sandıkla yani seçimle ilgili kuralların da, kuşkusuz hukuk ve demokrasiye, gerçek iradeyi yansıtmaya uygunluğu gerekiyor. Yine demokrasi için de ayrıca, demokratik ortamın da varlığı gerekiyor.

İşte şimdi o AKP, kendi istediği kurallarda konulan sandığa bakılmasını bile istemeden, oradaki iradeyi de umursamadan, sadece kendisi için yeni bir seçimi dayattı.

Ülkede demokrasi, demokrat olmayan bir parti iktidarıyla yürütülünce, bu sözde demokrasinin yaşatılması için, demokrasinin geri gelmemesi için AKP, hukuk tanımadan her yolu deniyor, bakıldığında işte yine seçimlere gidiliyor ama niye ve nasıl gidiliyor…

Sözde demokrasi de, gidilen seçimler de sözde…

AKP, canını dişine takmış, her şeyi sömürerek, kullanarak yeter ki sandıktan tek başıma iktidar olarak çıkayım derdinde.

Bu nedenle listelerini bile alt üst ediyor.

Çünkü bu yeni bir seçim.

Her şeyi yeni baştan değerlendiriyor, kendisi yönünden en mükemmel sonucu nasıl yakalarım diye.

Diğer partilere bakınca, iktidar olma hedefleri zaten yok, ifade etikleri iktidar hedefi de, zaten sözde, bunu kendileri de biliyor.

Seçim başarısının ne olduğu ortaya çıkmış listelerle seçime de girip, AKP’ye ummadığı bir olanak daha sunuyorlar.

Diğer partiler 7 Haziran sonuçlarına hazır ve razılar.

CHP önseçimden çıkan listeyi koruyorum diyor.

Oysa bu yeni seçim.

İptal üzerine tekrar seçim değil ki…

Yeni listelerin de, kuşkusuz yeniden önseçimden çıkması lazım.

Vatandaşlar beş ay içinde yeniden sandık başına giderken, daha fazla demokrasi için önseçim diyen CHP kendi üyelerini beş ay içinde önseçime götüremez durumda olmamalı.

Erken seçimin elbette sıkıntıları var.

Nasıl ki erken seçimde sandık başına kısa sürede gidiliyor ise, ön seçime de aynı şekilde kısa sürede gidilmesi gerekliliği, bunun sıkıntı içeren zorunlu sonucu…

Ama yaşananlardan sonra günceli yansıtan yeni sonuçların önseçimde, seçimde görülmesi gerekiyor.

Kimsenin buna güncele yaşananlara baktığı yok.

CHP yeniden önseçime gitmemek için, önceki seçim nedeniyle yaptığı önseçime sığınıyor, yenisine ne gerek diyor…

O önseçimden çıkıp ta 7 Haziran’da kazananlar ya şimdi 1 Kasım’daki seçimde kaybederse ne olacak…

CHP buna da haksızlık demeli!

Onların milletvekili seçimlerini kazandıkları da ilan edilsin demeli…

7 Haziran için aday olmayıp, şimdi aday olmak isteyenler, şimdi yaşını doldurup seçilme hakkını kazananlar, geçmişte önseçim yapıldı diye, bu yeni seçimde seçilme hakkından yoksun bırakılıyor…

Demokrasi için getirilen önseçim, demokrasiyi yok eder boyut kazanmış!

Hukuk ve demokrasi sayfalarına bu yazılanlar, şimdiye kadar asla akla gelmemiş şeyler!

CHP’nin bir önseçimi olmuş, onun da…

O zaman tüm siyasi partiler hiç seçime gitmesin, tüm siyasi partiler için önceki seçimde kazananlar ve seçilenler, bu seçimlerin de kazananları olarak ilan edildin!

Daha seçim hukukunu bile bilmeden ya da dolanan muhalefet partileri, seçimlere böyle giriyor!

Seçim ve siyasi partiler sistemi hala daha 12 Eylül kurallarıyla işleyince, tablo bu duruma geldi!

12 Eylül’ü bile geçti!

Neyse tüm bunları da bir tarafa bırakalım.

Peki ya önseçimden çıkmayan, CHP’de merkez yoklaması veya kontenjandan atananlar…

Onların durumu hiç tartışılmadan, konuşulmadan, aynı listelerle yeni seçim.

Peki CHP ve muhalefet partileri aynı veya benzer tablo ile, 7 Haziran’dan çok da farklı ne bekliyorlar!

Bekledikleri, kendini ve her şeyi yeni baştan gözden geçiren AKP iktidarı dışında bir şey olabilir mi…

Bu seçimde AKP’nin iktidarı hedefleyen bir rakibi var mı…

Yani o hale geldik ki artık AKP rakipsiz bir seçime giriyor.

Hem de çok partili bir sistemde

Hem de kendisi tek başına iktidarı yakalayamayacak bir güçte iken bile…

Neden?

Çünkü diğer partiler demokrasinin birlikte yaşama, farklılıklardan ortaklık ve uzlaşı çıkarma kültürü olduğunu bilmedikleri, uygulamadıkları, göstermedikleri için…

HSYK seçimleri sürecinde, AKP kendisini seçimin tarafı durumuna sokmuş ve bu seçimi kaybedersek gayri meşru sayarız diye açıkça beyanatlar vermişti.

Şimdi, 7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidara gelemedikleri için sonuç olarak aynı durumu ortaya çıkardılar.

Demokrasi, tek başına iktidar olabilmek için her yolu her yöntemi kullanmak mı demek...

Bu olmazsa diğer seslere ancak o zaman kulak vermek mi demek..

İşte bunun adına demokrasi yoluyla faşizm deniyor ki, tam da Türkiye’de yaşanan.

Bu tabloda seçime gidilirken, muhalefetin iktidar umudu hiç mi yok…

Muhalefet bunu etkin, net açık olarak ortaya koymasa da evet yok…

Ama düşününce kuşkusuz bir olasılık var, yani tek bir koşulda var.

O da seçim sürecinde AKP’nin dağılması, parçalanması…

Bu yolla muhalefete oy akışının ortaya çıkması.

Bu ne derece olanaklı…

Ortaya çıkan sonuç,

AKP iktidarının, hele de böyle bir iktidarın gücünü, asla kendisinden değil, karşısındaki iktidar olma iradesini asla ortaya çıkaramayan kesimden aldığı…

Karşısındaki kesimin dağınıklığından aldığı…

Sözün özü:

Artık demokrasi ve seçimler de kağıt üzerinde kaldığı için,

Sözde demokrasideki sözde seçimlerden aldığı…

Yorumlar