Söylediğinden haberdar olmayan CHP yönetimi!

CHP yönetimi, Kürt sorununun TBMM'de çözülmesi gerektiğini söylüyor.

Tutulan yolun yol olmadığını ifade ediyor.

AKP'nin yaptıklarının doğru olmadığını belirtiyor.

Bu noktada süreçte, AKP dışında BDP(HDP)nin de yer alması karşısında, HDP'nin sanki sadece Kürtleri temsil ettiği, Kürtlerin de sadece HDP'de temsil edildiği düşünce ve algısına nedense açıklıkla karşı koymuyor, koymadı da.

***

Elbette var olan sorunlar TBMM'ye yansıtılmalı.

Bir sorun var denildiğinde, gizli kapaklı değil, toplumun kabulleneceği biçimde, kaynaşma ortamı yok edilmeden, açıklıkla ve içtenlikle üzerine gidilmeli.

Aksi halde, gizli kapaklı yürütülen bir süreç, çözüm değil, gizli pazarlıkların yapılıp yürütüldüğü bir süreç niteliğinin ötesinde zaten olamaz.

***

AKP, yaptıklarına yasal zemin yaratmak ve bunu daha da ileri taşıyabilmek için, 10 Temmuz 2014 tarihinde ve adıyla hiç ilgisi olmayan bir yasa çıkardı.

Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Yasası, terörle ilgili konuları ve atılacak adımları görünürde kapsamına alıyordu.

Bu Yasa, konuyla ilgili olarak TBMM'yi devreye sokmak bir yana, aksine devre dışı bırakıyordu.

Konu hakkındaki söylemlerini hatırlamayan CHP yönetimi, her nedense bu yasanın iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurmadı.

Öyle olunca süreç hep eleştirildiği gibi yürütüldü.

***

Daha vahimi bu yasa içinde, 12 Eylül döneminde darbecilerin ancak Anayasa'ya koydukları o meşhur geçici 15 nci ile kendilerini sorumsuz kılabildikleri madde ile aynı sonuçları doğuran, üstelik Anayasa'da yer almadan ve anayasal dayanağı da olmadan, bir madde ile çözüm sürecindeki görevliler, her yünüyle sorumsuz kılındı ki, adı geçenlere yasa ile yaratılan bu güvence ve sorumsuzluk, bırakın milletvekili dokunulmazlığını, Cumhurbaşkanının Anayasadaki sorumsuzluğunun bile ötesine geçiyordu.

Sorumsuz bir ajan sultası, ajan diktatöryası ortaya çıkıyordu.

İstihbaratın, bu denli sorumsuzluğu, Cumhuriyet tarihinde ilk defa yaşanırken, CHP yönetimi, söylediği sözleri de, bu Yasa'yı da görmezden geliyordu.

***

Süreçte bu Yasa'nın uygulama esasları hakkında 01 Ekim 2014 tarihli resmi gazetede Bakanlar Kurulu kararı yayımlanıyor, bu karar konuyu tamamen TBMM dışına taşırken, CHP yönetimi söylediğini unutup, bu kararı da görmezden geliyordu.

***

28 Şubat 2015 tarihinde Öcalan'ın iradesini yansıtan Dolmabahçe mutabakatı diye de anılan koşullara bakıldığında ise, bunların 01 Ekim 2014 tarihli Bakanlar Kurulu Kararında yazılı olanlardan asla farklı olmadığı, yani Öcalan'ın aylar sonra kamuoyuna açıkladıklarını, aylar öncesinde Bakanlar Kurulu’na açıklaması nedeniyle olacak ki, bunları Bakanlar Kurulu 01 Ekim 2014 tarihinde karar haline getirmiş, böylece Öcalan'ın söyleminin, bir hükümet başkanı gibi, hükümetin tüm üyelerinin imzasından geçmiş olduğu, Öcalan'ın hükümet üzerinde karar aldıracak derecede bu denli güç sahibi olduğu da açıkça ortada olmasına rağmen, konunun TBMM'de çözülmesini isteyen CHP yönetiminden tüm bunlara karşı ne hukuksal, ne siyasal, ne de toplumsal bir ses yine çıkmıyordu.

***

Cezaevinden örgüt yönetimi, Adalet Bakanı için de, Başbakan içinde açıkça meclis soruşturması nedeni iken bu adım bile atılmıyordu.

Bunları yapmayanların cezaevinden örgüt yönetenlere suç duyurusu yapması düşünülebilir mi...

Elbette o konuda da suç duyurusu yapılmıyordu.

***

Tüm bunlar yaşanırken CHP yönetimine sormalı: TBMM'de nasıl çözeceksiniz veya neler oluyor haberiniz var mı...

Yoksa cemaatin iktidarı kandırdığı gibi birileri de sizi mi kandırıyor, kandırdı...

CHP yönetimi TBMM'de gizli oturumda çözmeyeceğine göre, neyin nasıl çözüleceğine ilişkin raporunu neden sunamıyor.

***

Dün deneyimli gazeteci Saygı Öztürk'ün yazdığı gibi İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 18 Mart 2014 tarihli kararında, 109 ncu paragrafta Öcalan'ın silahlı bir örgüte talimat verdiği, PKK lideri olduğu, en çok 25 yılda tahliye edilmesi gerektiği belirtiliyordu.

İyi de Öcalan bunu cezaevi içinden yapıyor!

Cezaevinden suç mu işlenir, örgüt mü yönetilir...

Evet Türkiye'de bu oluyordu, bunun adına da olmadık isimler takılıyordu...

Öcalan cezaevinden örgüte talimat veriyorsa, yeniden soruşturulması, yeniden yargılanması, yeniden aynı cezayı alması gerekiyor.

Bu yapılırsa, Öcalan'ın tahliye seçeneği ortadan kalkıyordu.

O nedenle bu yapılmıyor, bundan özellikle geri duruluyor.

Hükümet Öcalan'ı, Öcalan da hükümeti karşılıklı istediği gibi kullanıyorlar...

Halkın sorunları mı...

Kimin umurundaki...

Süreç böyle işleyince, ne nerede çözülecek...

***

Türkiye'de hiç bir savcılık ve mahkemenin yapmadığı görmediği bu tesbiti İHAM, kararında yapıyordu ama, bu kararı nedense kimse görmek okumak istemiyordu.

Bu kararı (hele de 47, 109, 203,204 nolu paragrafları) hangi hukukçu, hangi akademisyen yorumlarsa yorumlasın, Öcalan'ın ikinci suçu için soruşturma koşullarının bulunduğunu, bunun açılmadığını, yeni ceza söz konusu olmazsa, şu halde en geç 2024'e kalmadan koşullu salıverilmesi olanağından söz edilmesi karşısında, kuşkusuz bunun için de yasa çıkacağını söyleyecektir.

***

Seçim bitti. HDP, AKP cephelerinden duyulanlar arasında yakınlaşmalar ortaya çıkmaya başladı...

CHP yönetimi böyle susmaya devam ederse ne mi olacak...

AKP, HDP öte yandan ABD nasıl istediyse süreç öyle yürüyüp gidecek...

 

Yeni TBMM açılınca ilk konulardan birisi bu idi.

Bu konu, bir önceki yasama döneminde TBMM’de gündeme taşınmadı ve hiç bir parti göstereceği duruş ile puan kaybı yoluna gitmedi.

İşin daha da vahimi, Türkiye böyle bir konunun gündeminde olduğundan haberdar edilmedi.

CHP yönetimi de diğer partiler de, hem yeni soruşturmadan, hem koşullu salıverme konusundan uzak durdular.

Ancak, yeni soruşturma AKP'yi doğrudan Öcalan'la ortak soruşturma içine sokacakken, peki CHP yönetimi bundan neden uzak durdu.

Bunun yanıtı var mı.

O CHP yönetimi, AKP'ye kaybettiği iktidarı geri kazandırmadı mı.

Ve tüm bunlar CHP yönetiminin en üstünde yer alan kişinin önüne, tam da zamanlama itibarıyla aday adayı olduğum dönemde konulduğunda, öncesinde adaylıkla ilgili yerimdeki önseçimin kaldırıldığı, bu da yeterli görülmeyip sonrasında da adaylığımı eliyle ittiği, bunu iterken  konulan bu dosyayı da kararlılıkla iten CHP yönetiminin, yine görmek istemediği, görmeyeceğini ortaya koyduğu, hatta 1 Kasım’dan sonra da devam edeceğini açıkladığı yenileşme süreci ile ifade ettiği şey, itilen elbette kişi olarak ben değil, benim gibi CHP ilke ve değerlerine sahiplenen herkesin olduğu idi. Artık başka bir CHP ile yola devam edildiği ortaya koyuluyordu.

***

O CHP yönetimi hükümetin her istediği biçimde her istediği yerde önünü açıyordu.

Muhalefet eder görünüyordu.

İktidara gelmeyi beceremiyor, gene AKP'nin iktidardan uzaklaşmamasını sağlıyordu.

TBMM'de, AKP kendini aklayacak yasayı uçan tekme ile bile çıkarma cüretini gösterirken, o yönetim de bu tabloya karşı koyanı TBMM komisyon dışına da, TBMM dışına da koyuyor, bu Anayasa Mahkemesi ile çıkan yasa her yönüyle iptale uğramıyor, yine etkisiz bir eleman çizgisinden sapmadan o CHP yönetimi hala yola devam ediyor.

Hala daha bir gerekçe bularak yola devam etmekten geri durmuyor.

***

Ülke ve Cumhuriyet değerleri işgal altında.

Görünen o ki CHP yönetimi de işgal altında.

Ülke için tek güvence olması gereken CHP'yi, o CHP yönetimi neden CHP'li olmak erdemini hatırlayıp, yönetimi bırakmıyor.

Gene bu yolla hükümetin, AKP'nin önünü açıyor.

***

CHP ülkenin güvencesi olduğu için, bunun için de kendi değerlerine sahiplenmesi gerekmektedir.

CHP tüm ilke ve değerlerine sahip çıkarak; karanlığı aydınlığa çevirecek devrimciliğiyle, herkesle buluşacağı halkcılığıyla, sonuna kadar sahip çıkacağı Cumhuriyetçiliğiyle, ayrım yapmayacağı Atatürk Milliyetçiliğiyle, asla taviz vermeyeceği ve sömürü konusu yaptırmayacağı laikliğiyle, devletçiliğini demokratik, sosyal ve hukuk devleti anlayışı ile taçlandıracak bireyciliği aşmış kadrosuyla bir bütün halinde, bunlara sahip kimseyi de hiçbir nedenle asla dışlamadan yönetime gelerek, ülkeyi aydınlık yarınlara taşıyacaktır.

Ülke için mücadele, CHP'nin varlığını ve CHP’nin de CHP gibi olmasını zorunlu kılmaktadır.

Bunun içinde CHP yönetimi, CHP yönetimini bırakmamakla, ülkenin önünü açmama iradesine yönelmemelidir.

***

Yukarıda ortaya konulan tablo, söylediğinden haberdar olmayan, söylediğini hatırlamayan, hatırlamak istemeyen, günü geçiştirmek isteyen bir yönetimin varlığını ortaya koymaktadır.

Bu tabloda söylenecek olan, CHP yönetiminin; ülkeyi, bu Devletin Kurucusunu ve kendi Kurucu Başkanını gözeterek, demokrasi inancını sergileyip, bulundukları yönetim kadrolarını aydınlık yarınlar için gecikmeksizin terketmeleri gerektiğidir.

***

Karanlığa karşı mücadelede, ülkeyi bu hale getiren iktidardaki AKP ana hedef olmaktadır.

Aydınlık yarınlar için de, ülkeye güvence oluşturmak adına CHP yönetimi CHP'yi sorunların yaşandığı bir parti konumuna sokmamalıdır.

CHP yönetimi, yeni bir sorun daha yaşanmaması için yönetimden ayrılma zamanı çoktan geçtiğini görmüş olmalıdır.

İşte gün o gündür.

***

Halkıyla buluşacak kadrosuyla yeni yönetim, CHP'nin değerleriyle sorunların üstesinden gelecektir.

Onun için CHP'li olmanın erdemi hatırlanmalı ve bunun gereği derhal yapılmalıdır.

Bu halde o koltuklarda kalınmamalıdır.

Cumhuriyeti kuran Parti, bu gidişatla, yönetimin bu anlayış ve uygulaması nedeniyle, yarınları Cumhuriyete hasret bırakan parti olmamalıdır.

Yorumlar