CHP'de sadece yönetim değil, adaylar da tarihi sorumluluk altında

CHP yönetimince, bir algı operasyonu ile olağan kurultaya kısa bir süre kalmış gibi gösterilerek,  olağanüstü kurultay istekleri, gereksiz bir çekişme konusu olarak sunulmaktadır.

Bu iki kurultay arasındaki en önemli fark, sonucu doğrudan belirleyecek delege aritmetiğindedir.

Olağanüstü kurultay önceki, olağan kurultay ise yönetimin arzu ettiği üzere yeni delegelerle yapılacaktır.

Mevcut yönetim, kendisini seçen önceki dönem delegelerinden bile uzak durmaktadır. 

Yaşanılan süreçte, delegelerin yenilenmesinde merkez yönetimin belirleyici yaklaşımı, yeni delegeleri açıkça zan altında bırakmaktadır.

CHP örgütü bu kuşkulu kimliği asla hak etmemektedir.

CHP, kendi kimliğini oluşturan ilke ve değerleri ile var olmuştur ve var olmalıdır.

CHP, özünün gereği olarak Ulu Önder'inin izinden gitmeli ve kuruluş ilke ve değerlerini sahiplenerek, tüm engelleri aşan ve ülkemizi, aydınlık yarınlara kavuşturan CHP olmalıdır ve olacaktır da.

Bu nedenle umutsuzluğa asla yer yoktur.

Ancak, mevcut CHP yönetimi geçmiş dönemde, Cumhuriyet'ten, Cumhuriyet'in niteliklerinden, kuruluş ilke ve değerlerinden, halktan, halkın emek ve alınterinden uzakta görüntü vermiş ve hareket etmiştir.

Gönül verdiğimiz CHP, böyle bir yönetim anlayışını hiçbir biçimde hak etmemektedir.

Tarafımızca dile getirilen sorun mevcut veya gelecek yönetim anlayışına yöneliktir.

Yalnızca genel başkanı sorun olarak görmek ve sadece genel başkan değişikliği üzerinden söylemler geliştirmek, CHP için yapılacak en kısır tartışmalar olacaktır.

CHP,  yalnızca genel başkan veya belirli kişi veya kişilerin üzerinden tartışma yapılmayacak derecede önemlidir.

Sadece kişiler üzerinden tartışma yaratarak, kişilerin değişmesinden hiçbir yarar beklenilmemelidir.

Halkı dışlamamak, parti değerlerini benimsemiş olan olmayan her kesime hitap etmek gereği ve zorunluluğu, parti değerleri ile bağdaşmayan her kesimi yönetime taşıma biçimine dönüşünce, bu durum Parti'nin kimliği mi değişiyor sorusunu ve de sorununu yaratmıştır. 

CHP, bir siyasal parti olarak, siyasal kimliğinden ve ideolojisinden uzaklaştırılmıştır ki, bunda katkısı olan genel başkanı dahil yönetimi ve yönetim anlayışı değiştirilip, siyasal kimliğine, ideolojisine ve sosyal demokrat kimliğine kavuşması sağlanmalıdır.

Halkıyla, tabanıyla, örgütüyle, ilke ve değerleri ile iç içe olan bir kadro hareketi ile bunun gerçekleştirilebilmesi olanaklıdır.

Aday olduğu ifade edilenler, hala daha ve bu tabloda da kişisel beklentilerini aşıp, yönetim karşısında yan yana ortaya çıkamamışlarsa, o zaman onlarla da nasıl bir kadro hareketi...

Hukuk için mücadele vererek, hukuku koruyarak, hukuka el uzatanların karşısında dimdik durarak kurulan, varlık nedenini de buradan alan CHP'de, genel başkan dahil yönetimin en çok üç yıllık görev süreleri 17 Temmuz 2015 tarihinde dolmuş olup, o tarihten bu yana, hukukun dışına çıkmış olan genel başkan dahil bir yönetim görev yapmaktadır. CHP tarihinde şimdiye kadar böyle bir durum yaşanmamıştır!

Hukuk denilirken tek adres olarak gösterilen CHP, bugün hukuksuzluk üzerine oturan bir yönetime mahküm edilmek istenilmektedir.

2012’de hukukun da dışına çıkılarak yapılan tüzük değişiklikleri de, bugün yaşanan sürece ve soruna dayanak oluşturmaktadır.

Bu tüzük değişikliği ile, seçimli bir olağanüstü kurultay için gereken imza sayısı, yasaya aykırı biçimde 2,5 katına çıkartılmıştır.

12 Eylül hukuku gibi, tüzükle yasa aşılmıştır!

Yasada öngörülen ‘delege sayısının en az beşte biri” imza yetersayısı bugüne kadar toplanan imzalarla aşılmış olmasına karşın, 2012 tüzük değişikliğinde seçimli kurultay için öngörülen ‘delege tamsayısının salt çoğunluğu imza sayısına ise henüz ulaşılamamıştır.

Seçimlerin istenilmesinin bu denli zorlaştırılması sonucunda da genel başkan sultası yaratılmıştır.

2012’deki bu tüzük değişikliği içinde yer alıp, "şimdi partinin başındayım ya da adayım, varım diyenler, varım diyerek ortaya çıkanlar, hatta açıkça aday olmayanlar, o gün susanlar bile," kuşkusuz yaşanan bu durumlardan tarihsel sorumluluk altındadır.

Siyaset, günü yaşama değil, hedefe ulaşmak için geleceği de öngörme yeteneğidir.

Siyasette sadece günü yaşayanlar, bugün ve yarınların sorumlusudurlar.

Gün, “CHP için ve CHP içinde varım” diyerek, mevcut yönetim anlayışı karşısında birlik olma ve ortak irade sergileme günüdür.

Gün, bu bilinçle, yarınlarda sorumluluk alarak, genel başkanlık için aday olanların ve aday olmak isteyenlerin bir araya, yan yana gelerek, ortak bir çağrı ile ortak bir irade sergilemeleri gereken gündür.

Bu durum, tarihi bir sorumluluktur.

Bugün adaylığı söz konusu olanlar, bir araya gelme iradesini göstermek için dahi ortaya çıkacak imzaları ve sayıları beklemektedir.

CHP'yi düşünerek birlikte hareket etmemekte, bu sayılar içinde kim önde hesabı yapıp ona göre hareket etmektedirler.

Yönetim karşısında, yan yana gelip bir arada durmaktan, birlikte kamuoyu önüne çıkmaktan, bu iradeyi göstermekten uzak durmaktadırlar.

O zaman, sormak gerekmez mi, yönetimin karşısına, kişisel beklentiler için mi, Parti için mi çıkılıyor, bu durum nasıl açıklanabilir...

Birlik olmadan, yanyana gelmeden, bu durum açıkça sergilenmeden, herkesin kendi köşesinden ve cephesinden, sen mi, ben mi hesabıyla, o imzaların çıkmasını beklemek ise, CHP’de adaylar ve delegeler arasında bölünme gerçeğini ve buna dayalı olarak olağanüstü kurultay konusunda inanç eksikliğini yaşatmaktadır.

Bu fotoğraftaki görüntü, adaylarla ilgili olarak, kişisel beklentilerin aşılıp, CHP için var olunduğu görüntüsü değildir. Bugünkü sorunları yarınlara taşıyacak, CHP’nin yine haketmediği bir görüntüdür.

Bu nedenle, adayların ivedilikle ortak irade ile birlik ve bütünlük sergilemesi gerekmektedir.

Bu amaçsal birliğin delegelerde yaratacağı motivasyon, sorumluluk bilincinin yaşanıp imzalarıyla varım diyebilmelerine yeni ve etkin bir ortam yaratacak, ancak bu şekilde olağanüstü kurultayın toplanabilmesi sağlanabilecektir.

Sağlanacak yetersayı sonrasında ise adaylar, imza veren delegelere; yönetimle ilgili değerlendirmelerini ve kendilerinin yapılması gerekenler hakkındaki düşüncelerini içtenlikle ifade ederek, bu paylaşımlar sonrası oluşacak ortak irade ile belirlenecek tek bir adayla seçime gitme taahhüdünü verip; ayrıca halkla, tabanla buluşmayı, kaynaşmayı ilke edinen bir kadro ile, olağanüstü kurultaya gitme anlayışı sergilenmelidir.

Bu durumda, CHP örgütü içindeki yılgınlık silinecek, yenilenme ve özüne dönme heyecanı, başarıyı mutlaka getirecektir.

Mevcut CHP yönetimi, etkin muhalefet iradesini ortaya koyamayarak, AKP'yi ne siyasal ve demokratik yollardan, ne de hukuksal biçimde denetleyememiş, her yönden yıpranan bir AKP'nin yıllardır iktidarda kalmasına yol açmıştır.

7 Haziran'da halk AKP'yi tek başına iktidara taşımamışken, CHP yönetimi bu tabloda iktidar olma hedefini gerçekleştiremeyip, AKP'nin fiilen iktidarını sürdürmesine yol açmış, muhalefeti bir araya toplayamamış, sonuçta ise 1 Kasım sürecinde AKP'nin tekrar iktidara gelmesine neden olmuştur.

Bu nedenlerle, artık CHP'de söylem dönemi sona ermeli, atılacak adımlarla, emek ve eylemin öne geçtiği bir dönem başlamalıdır.

CHP'de aday olacağını ortaya koyanlar, kişisel beklentileri için değil, CHP için varım diyenler, hemen yarın, daha geç olmadan ivedilikle bir araya gelmeli, toplanmalı, birlik ve bütünlük içinde olunduğunu göstermelidir.

Bu birlik ve bütünlük, olağanüstü kurultay için imzaların hızla toplanarak, herkese bir çıkış yolu olduğunu göstermenin kaçınılmaz ve tek yöntemidir.

Bu iradenin gösterilmemesi, bir kez daha aynı yönetim anlayışına, bu yöneticilere mahküm kalınmasına ve hatta CHP’nin git gide kendine yabancılaşmasına neden olabilecektir.

Konunun CHP, CHP olduğu için de Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı ve yarınları olduğu unutulmamalıdır.

Hukuksal, mesleki, siyasal, kişisel ve sosyal mücadelesini çağdaş ve aydınlık bir Türkiye'den yana koymuş, bundan hiç bir koşulda ve asla geri dönmemiş, bunun için bedel ödemeyi haklılığın simgesi ve onur olarak görmüş ve asla geri durmamış bir kişi olarak, AKP ve iktidar faşizmine her yönden maruz kalmak yetmezmiş gibi, CHP yönetimince de her türlü dışlanmışlığa ve bedele de rağmen, CHP dışında bir başka adres olmadığını ifade ediyorum. Bundan sonrada her türlü çabayı sergilemekten geri durmayacağımı da belirtiyorum.

Gün, mücadele günüdür, bu yolda bedeli ne olursa olsun geri dönmeden yarınlar için varım diyenlerin, bir araya yan yana gererek hukuk ve demokrasi için, hukuk ve demokrasi içinde yürüme günüdür.

Bu nedenle, adaylık için hazırım diyenlere, tarihsel sorumluluklarını hatırlatarak, her türlü çabaya rağmen bu güne kadar bir araya gelmeleri sağlanamadığından, yapılan girişimler sonuçsuz kaldığından, bir araya gelmeleri yolundaki çağrıyı, yineleyerek bir kez daha yapıyorum.

Her şey;

Türkiye Cumhuriyetinin sonsuza kadar, hukuk ve demokrasi içinde yaşaması için.

Bunu da ilke ve değerleriyle var olduğunda sağlayacak bir CHP için.

Yorumlar