Elde ne kaldı? Yeter artık!

Türkiye Cumhuriyet hükümeti için; laik hükümet, yine demokratik hükümet olma nitelikleri, Anayasa uyarınca, olmazsa olmaz nitelik ve değişemez kurallar.

AKP için, hakkında açılan kapatma davasında, laik ve demokratik Cumhuriyete aykırı eylemlerin odağı olduğu saptaması yapıldı.

AKP, hükümette olmasına, tüm iktidar olanaklarını elinde toplamasına, kamu gücü de kullanmasına, dolayısıyla saptanılan aykırılıkları kolaylıkla uygulamaya sokabilecek olmasına rağmen, bu boyutlar ağır nitelikte görülmeyerek, davada kapatma kararı verilmedi!

AKP de hakkındaki bu saptamadan sonra, ortaya çıkan karar karşısında, bu karardan daha lehte bir karar alamayacağı için susup oturdu.

Kararı öpüp başına koydu, İHAM'a da başvurmadı.

Sonuç olarak ta, laik olmadan laik hükümet, demokratik olmadan demokratik hükümet görevi yapabildiği bugüne kadar hep varsayıldı!

Demokratik olan değil, demokratikliği varsayılan bir iktidar ile bugüne kadar gelindi…

Düşünsenize...

Siyasi partiler, demokrasinin olmazsa olmazı.

Demokratik olmayan AKP; Türkiye'de demokrasinin olmazsa olmazı durumuna sokuldu!

Bu da yetmedi.

Demokratik olmayan AKP'nin iktidarda olduğu garipsenmedi ve demokratik bir iktidar yapabildiği varsayıldı.

Daha da açıkçası, artık anti demokratik bir yapı, askeri yoldan değil, demokratik yoldan iktidarda idi ve iktidara el konulmuştu!

AKP, Cumhuriyet'in iki niteliğini rafa kaldırmıştı.

Daha sonra ne mi yaptı...

Bu konudaki aykırı eylemlerini daha da artırdı.

Demokratik, hukuksal veya siyasal olarak etkin biçimde üzerine giden nasıl olsa yoktu…

Derken yetmez ama evet rüzgarını da yanına alıp yürürlüğe koyduğu 2010 Anayasa değişikliği ile Cumhuriyet'in, hukuk devleti niteliği de tamamen rafa kaldırıldı.

Zaten etkisi altındaki yargı baştan aşağı tamamen AKP'ye göre kurgulandı.

AKP, kendi hukukunu da yarattı.

Biçimlendirdiği bu yargı da, AKP'nin hukukunu uygulayan, yani gücün hukukunu esas alan, bu gücü, sopa gibi kullanan bir yargı oldu.

Darbelerdeki, topun, tankın, tüfeğin, dipçiğin yerini artık bu yargı aldığı için, halka güvence değil, gücün dipçiği de oluverdi.

Böylece AKP; kendine kimi, neyi, nerede engel görüyorsa, artık bu yargı ile şimdi daha da kısa sürede sonuç alarak yoluna devam ediyordu.

Bu süreçten çıkış elbette hukuk ve demokrasi ile söz konusu.

Bunun için de kuşkusuz dünü dünde bırakıp yeter artık demek gerekiyor.

Yetmez ama evetçiler dahil herkesin, hukuk ve demokrasi için, aydınlık yarınlar için, karanlığın sona ermesi için, birlik ve bütünlük için, artık yetti demesi gerekiyor.

Ama, bana dokunmayan yılan hesabı ile hareket edilmesi, ya da bu süreçten ne çıkartırım hesabı ile hareket edilmesi, yine tepkilerdeki içtensizliği ortaya koyuyor.

AKP’nin, muhalefetin etkisiz kalması nedeniyle yıllarca iktidarda tutunduğunu unutmayalım.

Yine muhalefetin, iktidar olma hedefi ile bir araya gelememesi nedeniyle, AKP’nin kaybettiği tek başına iktidar olma gücünü, muhalefetin bu tutumu nedeniyle geri kazandığını da unutmayalım.

Cumhuriyetin, laik, demokratik, hukuk devleti nitelikleri artık kağıt üzerinde.

Geride ne kaldı...

Ne mi kaldı...

Ulus ve üniter devlet niteliği ve de Atatürk milliyetçiliği.

Bir de yurtta barış, dünyada barış.

AKP hükümet programına bakınca, başkanlık dışında, her türlü toplumsal farklılığın siyasal temsilini esas alan, merkezi yönetimin etkisini azaltan, yeni bir siyasal sisteme geçilebileceği açık açık ifade ediliyor.

Yani Ulus ve üniter devlet te, Atatürk milliyetçiliği de artık bırakın kağıt üzerinde kalmayı, tamamen ortadan kalkıyor!

Bu boyutu kimse görmek, dilendirmek, ortaya koymak istemiyor, nedense kimse açık olmuyor ve herkes kaçıyor…

Öte yandan ne yurtta ne de başka bir yerde huzur ve barış ortamı da zaten bırakılmadı!

Daha başka ne mi kalıyor...

Kalanın Türkiye Cumhuriyeti olmayacağı kesin de.

İşte söylenen yeni Anayasa'da o sisteme geçiş Anayasası.

Geçildikten sonra ise, daha fütursuzca yeni bir Anayasa düşünüldüğü tartışmasız.

Bu tabloda kimin sesi çıkıyor!

Ya da neden çıkmıyor!

Veya neden etkisiz çıkıyor!

İşte tüm bunlara bakınca, artık yeter demek gerekiyor.

Gün sözün bittiği değil, daha gür çıkması gerektiği bir gündür.

Zaman da artık, sadece söylem değil, eylem zamanıdır!

Yorumlar