Cuma namazı değil, cenaze namazı mı?

Başbakanlık bir genelge yayınlayarak, Cuma namaz saatlerinde kamu görevlilerinin, çalışmayı aksatmayacak biçimde izinli sayılacaklarını belirtti.

Namazla çatışan süre, çalışma süresine ülkenin neresinde nasıl eklenecek

İzinli sayılma karşısında, namaz nedeniyle çalışılmayan sürenin, çalışma saatlerine nasıl ekleneceğine veya çalışma saatlerinin bu yönden nasıl düzenleneceğine, Cuma günleri toplam çalışma saatinin hangi aralıklarla ülkenin neresinde nasıl olacağına ise vurgu yapılmadı.

İşlerin aksatılmaması demek, belirli bir sürenin çalışma saatine eklenmesi mi, yoksa elde bekleyen iş varsa bunların çalışılıp eritilmesi, yani götürü usulde iş yapılması mı demek…

Yine namaz saati kavramı ve kapsamı ne demek!

Belli olan bir şey yok.

Düzenlemeler yapılırken, evrensel ilkelere göre, belirlilik, bilinebilirlik esas alınmakta.

Burada bu ilkelerin esas alınmadığı, daha çok kafa karıştırıldığı da ayrıca ortada.

Ezani saat sistemi mi

Bu genelge, Cuma günlerindeki çalışma saatlerinin, 1925’teki Yasa ile kaldırılan eski saat sistemine göre mi düzenlenmesi demek!

Ülkenin doğusu ile batısı arasında 76 dakika zaman farkı olduğuna, namaz saatleri de bu şekilde değiştiğine göre, çalışma saatleri konusunda Cuma günleri için eski saat sistemine geçilmiş olmadı mı.

Cuma günleri, ülkenin neresinde nasıl bir çalışma sistemi ve saati olacak.

Cuma günleri ülkenin her yerinde çalışma saatleri nasıl aynı olacak!

Cuma günleri ezani saat sistemine mi dönülecek.

Hatta iller yönünden bakıldığında bile örneğin Antalya’nın bir başından bir başına kendi içinde 20 dakika, Ankara’nın bir başından bir başına kendi içinde 16 dakika, Amasya’nın bir başından bir başına kendi içinde 12 dakika, Artvin’in bir başından bir başına kendi içinde 8 dakika zaman farkı olduğuna ve bu örnekleri de artırabileceğimize göre, illerin kendi içlerindeki uygulama nasıl olacak.

Din ve inanç özgürlüğünü Cumhuriyet ortadan mı kaldırdı!

Anayasa ve evrensel düzenlemeler, din ve inanç özgürlüğünü koruma altına almakta.

Türkiye’de de din ve inanç özgürlüğü bu çerçevede korunmakta.

Din ve inanç özgürlüğü, kuşkusuz sınırsız bir özgürlük değil.

Bu özgürlük, kişinin kendi inanç alanında korunmakta.

Devlet, asla dine göre biçimlenmemekte.

Devlet, din ve inançlar karşısında tarafsız kalmakta.

Cumhuriyet hukuk düzeni ve bu hukuk düzeni içinde kabul edilen laiklik, din ve inanç özgürlüğünü kaldırmak bir yana, aksine korudu, güvenceye aldı.

Genelge din ve inanç özgürlüğü için mi!

Genelgenin din ve inanç özgürlüğünü sağlamak için çıkarıldığı söyleniyor.

Böyle deniliyor ama aslında yapılan bütünüyle din duygularını sömürmek.

Din duygularını siyasete alet etmek.

 

Genelge, laikliğin ötesine, Cumhuriyet ve öncesine, Osmanlı dönemine yönelik bir adım.

Bu genelge ile, Cuma günleri yönünden kamuda, ezani saat sisteminin uygulandığı, laikliğin olmadığı, Osmanlı dönemine dönüldü.

Osmanlı döneminde, din ve inanç özgürlüğü evrensel anlamda korunuyor muydu!

Bu genelge ile, laikliğin, modern saat sisteminin kabul edildiği Cumhuriyet dönemindeki bugüne kadar süren Cuma günlerine yönelik uygulama değiştirildi.

Cumhuriyet, modern saat sistemi ve laiklik, evrensel düzenlemelerin ötesinde, laik hukukun ötesinde, din ve inanç özgürlüğüne, bir sınırlama mı getirmişti!

Bugüne kadar böyle bir sınırlama mı vardı!

Sanki, Cumhuriyet hukuk düzeni ve laik sistem, sınırlama yaratmış ta, şimdi o sınırlamalar kaldırılıyor anlayışı öne çıkartıldı.

Daha önce çıkartılan Cuma genelgesinin anlamı ve akibeti görmezden gelindi.

1975 yılında 1 inci MC hükümeti olan IV ncü Demirel Hükümeti döneminde, Karayolları Genel Müdürlüğü çalışma saatlerinde Cuma namazını gözeten işlem yapıldı.

Danıştay, laiklik ve de din ve inanç özgürlüğüne aykırı gördüğü bu işlemi 1977 yılında iptal etti.

Çalışma saatlerinin iftar saatlerine göre düzenlenmesini de Danıştay iptal etti.

Refah Partisi hükümeti döneminde, 1997 yılında çıkartılan Bakanlar kurulu Kararı ile,  çalışma saatleri iftar saatleri gözetilerek düzenlendi.

Danıştay, 1997 yılında, laiklik ve de din ve inanç özgürlüğüne aykırı gördüğü bu işlemin yürütmesini durdurdu ve 2000 yılında da aynı gerekçelerle iptal kararı verdi.

İftar saatlerine yönelik işlem, Anayasa Mahkemesince laikliğe aykırı eylem sayılmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, RP’nin anılan işlemini laikliğe aykırı eylem olarak niteleyerek 1997 yılında kapatma davası açtı.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu eylemi 1998 tarihinde verdiği kapatma kararında, laikliğe aykırı eylem olarak niteledi.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, bir kapatma davasında ilk kez Türkiye’yi haklı buldu.

RP kararı aleyhine İHAM’ne başvuru yapıldığında, bu mahkeme bir kapatma davasında ilk kez Türkiye’yi haklı buldu.

İHAM; RP’nin ortaya konulan eylemlerinin, çağdaş bir demokrasi anlayışını yansıtmadığını ifade etti.

Laikliğin, Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri arasında olması, korunması için yeterli mi!

Laiklik, Anayasa’nın değiştirilemez, değiştirilmesi de teklif dahi edilemez hükümleri arasında.

Bu yeterli mi.

Kamu gücünün de bu anlayışa göre kullanılması lazım.

Bu konuda, hukuk sisteminin de etkin olarak devrede olması lazım.

Halkın bu konuda duyarlılığının artırılması, halka da ulaşılması lazım.

Hukuk sistemi yanında, halkın da laikliğe sahiplenmesi demokratik tepkilerini ortaya koyması lazım.

Anayasada, değiştirilemez hükümler içerisinde elbette olmalı.

Ancak sadece Anayasada kuru kuruya değiştirilemez yazması, laikliğin yaşanmasına değil, kağıt üzerinde kalmasına yol açar.

Aynen şu an olduğu gibi.

Anayasanın laiklik hükmü genelge ile devre dışı

Anayasada laiklik hükmünün yer alması bir yana, bu hükmün değiştirilemezliği de yazıyor.

Ama gördük ki, bir genelge ile Anayasa’nın bu hükümleri devre dışı kaldı.

Bunu daha önce de yaşamadık mı.

Nasıl mı…

12 Eylül dönemi faşist darbe konseyi, aldıkları her kararın 1961 Anayasası ile çatışan hükümlerinin Anayasa değişikliği sayılacağını belirtmediler mi...

Şimdi de bir genelge ile Anayasanın değiştirilemez laiklik hükmü devre dışı bırakılıyorsa, genelge devreye sokuluyorsa, kuşkusuz bu da sonucuna bakılınca bir darbe.

Hem de dinci bir darbe.

Bu bir gerici adım ve bu adım karşısında, demokrasi için var olan tüm partiler suskun!

Osmanlı bile 1909’da modern saat sistemini tartışırken, bizde ise gidiş nerelere…

Artık, istense de bir harf öğretene kırk yıl bağlılık nasıl olacak, çünkü, eğitim değil ibadet diyerek harf öğretmekten bile kaçılıp gidiliyor.

Artık, adalet dağıtmak yerine, bırakıp ibadete kaçılıyorsa, mülkün yani ülkenin temeli adalet mi yoksa ibadet mi…

Devlet dine göre biçimlendirilmiş durumda.

 

12 Eylül’de darbeye karşı koyacak partiler kapatılmıştı ya şimdi…

!2 Eylül darbecileri, yollarına devam edebilmek için, bütün siyasi partileri de kapatmışlardı.

Faşist anayasayı da öyle ortamda çıkarmışlardı.

Peki ya şimdi.

Bir dinci darbe var.

Ancak bütün siyasi partiler faaliyette.

Nedense TBMM içinde veya dışında hiçbir siyasi partinin ağzı açılmıyor!

Hele TBMM’deki partiler laiklik olmazsa olmazımız diyerek bir de yeni anayasaya girişiyor…

Şimdi başlanan da dinci darbenin dinci anayasası

Sistem hukuk ve demokrasi yönünden, halkın duyarlılığı ve eylemi yönünden o kadar korumasız hale getirildi ki…

Başını kaldıran kendisini olmadık yerlerde buldu…

Muhalefeti bile iktidar yönetir oldu.

TBMM’deki dört siyasi parti, böyle bir konuda ağızlarını açmaz oldu.

Yani laikliğe aykırılık ortak noktasında buluşunca, kaşımıza çıkacak olan şimdi dinci darbenin anayasası!

2010 yılında, AKP ve HDP öncelleri nasıl buluştu ve Anayasada o değişiklikler yapıldı ise…

O değişiklikler, tüm ülkeyi ve de HDP ve öncellerini bile vurdu ise…

AKP ve HDP, bunun için özür dilemek yerine, TBMM yoluyla 6 ay içinde yeni anayasa peşinde.

İşte genelge ile bu süreç denendi ve başladı.

Laik olmayan parti laik hükümet, demokrat olmayan parti demokrat hükümet görevi yaparsa…

TBMM’yi de sadece kendi istediği gibi çalıştırırsa.

Yargıyı silahı durumuna dönüştürürse.

Ülkede demokratik kitle örgütü bırakmazsa.

Sürecin buraya gelmesi şaşırtıcı olmasa gerek.

Altı ok ne durumda!

Anayasa, Cumhuriyet, nitelikleri, hukuk devleti, laiklik ne durumda…

Onları o duruma getirenler CHP’yi boş bırakırlar mı.

İnsanın özgürleşmesinin, aklın, yaşamın temeli olan, CHP’nin de temel değeri olan laiklik konusunda CHP’nin, CHP genel başkanının ağzı açılmıyor.

Ağzını açanlar da, laikliğe aykırı parti iktidarındaki muhalefet te, laikliğe aykırı olur gibi bir anlayışla açıyor!

İnanılır gibi değil ama, öyle bir CHP yönetimi ki, CHP bu durumlara düşürüldü.

Bu yönetim, altı ok yerine kendileri için karşı ok yarattı!

Ülke genelinde sürekli seçim kaybeden, seçim kaybettikçe de parti içi seçimlerde sürekli kazanan bir yönetim ve genel başkan nasıl tanımlanabilir.

Bu parti içi demokrasi değil, demokrasi oyunuyla parti içi darbe.

Yargı kararlarıyla bile açık açık ortaya konulan bir konu görmezden gelinerek, altı ok hakkındaki yaklaşım da karşı ok’a dönerek ortada.

Genelge için adım atmak yerine, üstelik bu dinci darbeye verilen destek ortada!

Bu genelge Cuma namazı mı yoksa cenaze namazı mı

Durum böyle olunca, genelge ile Cuma namazına mı yoksa cenaze namazına mı gidiliyor!

Yapılan dinci darbe, gidilen dinci anayasa olursa, sonuç ne olur…

Durum ne olursa olsun!

Türkiye’nin kurtuluşu CHP’den geçiyor.

Söylemi bırakıp, verilecek emek ve mücadeleden geçiyor.

O nedenle önce verilecek mücadele ile CHP’deki bu genel başkan ve yönetimden kurtulup, sonra da, halkı ile Cumhuriyet ile buluşacak CHP, elbette Türkiye’yi ayağa kaldıracak!

Başka adres yok.

Başka Türkiye’de yok!

Yorumlar