Önce vatana ihanetten sorumsuzluk, şimdi ise yeni anayasa - II -

Sözde sahiplenilen ilk dört madde

Tüm partiler, Anayasa'nın ilk dört maddesine sahiplenerek yeni anayasa yapacaklarını söylüyor.

Öte yandan bir genelge ile ilk dört maddenin devre dışı bırakılmasında ağızlarını açmayıp, tepkisiz kalınıyor.

Bu durumda, ortaya çıkacak yeni anayasanın diğer maddeleri karşısında, kuşkusuz ilk dört madde, içi boş bir metin olmaktan öte anlam taşımayacak. 

CHP yönetiminin, Kurultay’ı yeterince bilgilendirmeden alınmasını sağladığı kararlar, Kurultay iradesi söylemiyle yeni anayasaya taşınacak!

Eşit haklarla vatandaşlık, kuşkusuz eşitlikle aynı anlamda.

Bu kavramlar, eşit vatandaşlık kavramından farklı.

Eşit vatandaşlığın, bu kavramlardan anlam farkı ortaya konulmadan, aynı şeyleri ifade ediyor gibi Kurultay’da delegeye sunulmasının, delege iradesini yanılttığı ortada.

Bu konuda, eşit vatandaşlık konusu için evet oyu verenlerden, eşit haklarla vatandaşlıkla, eşit vatandaşlığın anlamının ne olduğu sorularına alınacak yanıtlar, bu durumu net olarak ortaya koyuyor.

O zaman delegeye yönelik bu anlayış, nasıl bir yönetim anlayışı!

Eşit vatandaşlığın, önce Anayasa’da ifadesini bulan “tek” kavramının terkedilerek farklılaştırma yaratılması, sonra da bu farklılıklar arasında eşit haklar getiren, eşit halk, eşit ulus, eşit egemen güç sürecine de açık bir konu olduğu, hatta bununla da kalmayıp ulus kimliğini ve ulus devlet niteliğini ortadan kaldıran boyutunun da bulunduğu ifade edilseydi, CHP Kurultay’ından acaba nasıl bir sonuç ortaya çıkardı.

CHP Kurultay katılımcıları bilgilendirilmeden, CHP yönetimi, eşit vatandaşlığın esas olduğu yolunda CHP'de Kurultay kararı alınmasını sağladı.

Yine CHP yönetimi aynı anlayışla, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'ndaki çekincelerin kaldırılması yolunda da CHP'de Kurultay kararı alınmasını sağladı.

İşte tüm bunlar açıkca İmralı Tutanaklarında Öcalan'ın AKP ile görüşmelerine konu olan, HDP’nin de istekleri arasında yer alan, yeni anayasaya da yansıyacak konular!

CHP yönetimi, bunları anayasaya taşıyacak biçimde getirilecek olan hükümleri, her nedense tüm sorunların çözümü için sihirli değnek gibi görüyor.

Yine CHP yönetimi, ilk dört madde ile çatışan bu konudaki hükümlerin anayasaya taşınmasından bir rahatsızlık duymadığı gibi, diğer yandan ilk dört maddeye sahiplenildiğini ifade etmeye de devam ediyor!

Böyle bir çelişki ve çatışma hali!

Öcalan’ın salıverilmesi, yeni anayasanın zorunlu bir parçası

Öcalan'ın tutuklandığı tarihten itibaren en çok 25 yılı bulmadan koşullu salıverilmesi gerektiği yolundaki İHAM'nin kamuoyundan saklanan kararının, kuşkusuz perde arkasından pazarlık alanına çekileceği açık.

Kamuoyuna karşı zorlanmamak için anayasada adlandırma olarak başkanlık sisteminin yer almasının, bir sonraki düzenlemeye kalacağı anlaşılıyor.

Başkanlık adı konulmadan getirilen yetkileriyle ve görevleriyle, bir başkan kadar yetki ve görevle donatılmış bir Cumhurbaşkanı kimliğinin ortaya çıkacağı, yaşananlara bakılırsa da  tartışmasız ortaya çıkıyor.

Bu tabloda HDP'ye de, böyle bir modele evet derseniz, Öcalan için 25 yıl beklemeden daha erken 20 yılda bile salıvermeyi esas alan yasayı çıkartırız denileceği de ortada.

Kamuoyuna da, ölüm cezasının çevrilmesi sürecindeki gibi, şimdi de yine İHAM kararı gereği salıverme zorunlu denilince tepki ortaya çıkmayacağı da açık.

MHP ise, AKP söz konusu olduğunda her zamanki yerli yerinde!

Gerekirse AKP ve HDP tabanı ile yürüyecek ve sonuç alınacak böyle bir süreci kolay yürütebilmek, toplumdan tepki görmemek, meşru gösterebilmek için masaya CHP ve MHP’nin oturtulması da sağlanmış durumda.

1982’den daha geri koşullarla yeni bir anayasa!

1982 yılında %92 ile kabul edilen Anayasa'dan daha beteri bir metin, 2010'da ülke genelinde %58 oy oranıyla kabul edilmedi mi.

2010'da, Öcalan için kazanım elde etme çabası uğruna, halkın yaşadığı sorunlar sömürülerek, doğu ve güneydoğuda 1982'dekinden daha yüksek oy oranı ortaya çıkmadı mı.

Bunu yaratan hangi partilerdi!

O tabloyu yaratanlar, o değişiklikten dolayı yaşanan sorunlar nedeniyle ülke halkından, doğu ve güneydoğudan özür bile dilemeden, anayasadan önce, hukuk ve demokrasiyi etkin kılacak yasalar ortaya çıkmadan, bugün yine anayasa nasıl diyebiliyorlar.

Bu tabloda ortaya çıkacak metnin de kuşkusuz, o dönemdeki gibi yine halkın sorununu çözmeyen, siyasi hesaplar için dayatılan bir metin olacağı açık.

Öcalan: Ben Hasso, Hüsso değilim.

İmralı Tutanakları'nda Öcalan, kendisinin Hasso, Hüsso olmadığını, cezaevinden siyasal kimlik söz konusu olmadan çıkmayacağını açıkça söylüyor.

Yani çıkınca terörist kimliği değil, önder kimliği!

Kendisi de kendisini öyle tanımlıyor.

Sonrasında, Öcalan'ın resmen veya önder olarak başında olduğu bir siyasi oluşumla, tut bakalım halkı nasıl dayanışma ve bütünleşme içinde tutacaksan.

Amaç zaten bütünlük içinde tutmak olmadığına, çözülmenin uzaklaşmanın kendiliğinden ortaya çıkmasına da kapı aralamak olduğuna göre!...

Bu tabloda Öcalan’ı TBMM içinde veya dışında önder kimliği ile Türkiye hazmedebilir mi…

İşte, yasama organını Diyarbakır’a taşımanın kendiliğinden ortaya çıkan bir gerekçesi! 

İHAM: Öcalan cezaevinden örgüt yönetiyor!

İHAM koşullu salıvermeye yönelik kararında, Öcalan için önder diyor, cezaevinden örgüt yönetiyor diyor, Türkiye'de yargının diyemediklerini diyor.

Evet cezaevinden örgüt yönetiyor diyor.

Düşünsenize, Kandildekiler başlarına bomba düşme koşullarında örgüt yönetirken, Öcalan devletce bir de can güvenliği sağlanarak örgüt yönetiyor, yönettiriliyor!

Yargılanmadığı dönemi oluşturan 1999 sonrası için ortaya çıkan bu örgüt yönetimi nedeniyle, Öcalan hakkında yeni bir soruşturma açılıp, yargılanması sonrasında alacağı ceza nedeniyle yeni bir 25 yıl daha yatması söz konusu olacak ki, bu da Öcalan'ın salıverilme rüyasının suya düşmesi demek.

O nedenle cezaevinden Öcalan’ın örgüt yönetmesine kayıtsız kalınıp soruşturma açılmıyor.

Öcalan soruşturulursa kuşkusuz, ona cezaevinden örgüt yönetimi koşullarını sağlayan hükümette suça iştirakten ceza alacak!

O nedenle kimse böyle bir soruşturmaya el sürmüyor.

Süremiyor.

İşte yargının da hali…

Muhalefette ağzını açmıyor!

Yeni anayasa sürecinin tüm bileşenleri tam bir uyumla bu sürece aynı pencereden bakıyor! 

Öcalan, yürütülen görüşmeler vatan hainliğidir derken, bunu yargı, muhalefet ve iktidar diyemiyor!

Öcalan, görüşmeler çerçevesinde süren durumun vatan hainliği olduğunu, kendisi İmralı Tutanakları’nda açık açık söylüyor!

Öcalan’ın dediğini Türk yargı organları söyleyemiyor, gereğini yapamıyor!

Bu konuda suç duyurusu yapıp, bunu Sayın Kılıçdaroğlu’nun önüne koyup, İHAM kararını da ayrıca göstererek, Öcalan’ın ve hükümetin üzerine gidilmesi gerektiğini ifade ettiğimde, bakalım diyerek konuyu bir kenara bırakmasını, süreci hukuksal olarak kavrayamaması olarak iyi niyetle adlandırmış isem de, şimdi baktığımda tüm bu boyutlara vakıf olduğu ve bu nedenle onun kendisine aktarılanları geçiştirmekle meşgul olduğu açıkça ortaya çıkıyor!

Ya tüm bunların iletildiği barolar ve akademisyenlerin sessiz kalmasına ne demeli…

Sorumsuzluk içeren yasanın anlamı ne!

Çoğunluk iktidarı, oturup her gün çıkaracağı bir yasa ile, kendilerinin, hükümetlerinin, istedikleri kişilerin sorumsuz olacağını söyleyebilir.

Bu yasalar Anayasa Mahkemesine taşınmayabilir.

Aynen 6551 sayılı Yasa gibi.

Bir yasa ile anayasa, yani anayasadaki sorumsuzluk hükümleri hiç askıya alınabilir mi.

Böyle bir yasa, anayasaya aykırılık değil, anayasayı askıya alma durumudur!

O nedenle, böyle bir yasa, hukuk tanımazlığın ölçüsüdür.

Bu anlayışa geçerlik tanımak demek, hiçbir iktidardan hesap soramamak demek!

Böyle bir şey bir hukuk devletinde düşünülebilir mi…

Anayasa Mahkemesi’ne taşınmadan, 6551 sayılı Yasa’ya konulan sorumsuzluk hükümleri de böyledir.

Darbeciler bile bunun yasa ile olamayacağını gördüklerinden, anayasaya geçici madde ekleme yoluna gitmemişler miydi…

İşte nasıl bir hukuk ve nasıl bir demokrasi anlayışı içinde olunduğu…

Ve yeni anayasaya nasıl bir hukuk ve nasıl bir demokrasi anlayışı ile adım atıldığı…

Çıkmayan anayasanın tanıtım toplantıları

Yeni anayasa için, çerçeve İmralı’da çizildiğine göre, bundan sonra sürece kimin ne ölçüde katıldığının anlamı yok.

İmralı görüşmelerinde Öcalan, içeriğin tanıtımını ve sunumunu yapmış durumda.

Şimdi bunu Erdoğan sürdürüyor.

Toplum mühendisliği ile, herkesin sürece hazırlanması için hiçbir çalışma eksik te bırakılmıyor.

12 Eylül’de darbecilerin anayasayı tanıtım toplantıları gibi, şimdi, muhtarlar, kaymakamlar, demokratik kitle örgütleri, sonra valiler derken bu toplantıların da artacağı, yeni anayasa sürecine serbest koşullarda değil, kamu olanakları ile yani dayatma ile gidildiği de ortada.

Öcalan’dan da, ona cezaevinden örgüt yönettirenlerden de, bu suça iştirak edenlerden de, kuşkusuz vatana ihanet niteliğinde içerik taşıyacak yeni anayasa sürecinde yer alanlardan da, tüm bunların hesabının, hukuk ve demokrasi içinde sorulmaması düşünülebilir mi.

Süreç elbette hukuk ve demokrasi ile işleyecek.

Yorumlar