İktidar yargı üzerinden muhalefeti tam da böyle biçimlendirdi!

Bağımsız olmayan yargı devrede: Aynı yargıcın birbiriyle çelişen kararlarıyla muhalefet yönetimlerine koruma

Yargı, hukukun dışına çıkarak iktidarı koruyorsa, kuşkusuz bağımsız olmadığındadır.

Türkiye’de her zaman rastlanan durum böyle…

Peki, yargı bununla yetinmeyip, her koşulda muhalefet yönetimlerini de korumaya soyunuyorsa, bunu nasıl yorumlamalı?

İşte CHP ile ilgili sadece bir konuda yaşananlar

-CHP’de 1 Kasım için kaldırılan önseçim

CHP’de PM, yönetmelik değişikliği yoluyla, 2015 Kasım seçimleri öncesinde, 1 Kasım seçimleri için önseçimi fiilen kaldırmıştır.

PM kararı 1 Kasım seçimlerinin hemen öncesi alındığı için, takvim çok sıkışık olduğundan, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine bu konuda tarafımca tedbir başvurusu yapılmıştır.

-Mahkeme yargıcından, “Parti yönetmelikleri” konusunda görev Anayasa Mahkemesindedir denilen tarihe geçen karar

Başvuruyu inceleyen mahkeme yargıcı, 31.8.2015 tarihli kararında, siyasi partinin hukuka aykırı yönetmelik değişikliği hakkında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Anayasa Mahkemesi’ne ihtar konulu başvuru yapabileceğini, bu yolun açık olduğunu ve mahkemesinin görevli olmadığını belirterek red kararı vermiştir.

Yapılan itiraz aynı yargıç tarafından aynı gerekçe ile yine reddedilmiş, süreçte bu konuda süresinde açılan dava da yine sadece Anayasa Mahkemesi görevli olduğu gerekçesi ile reddedilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı kuşkusuz bu yola başvurabilecektir. Böyle bir yol var diye, parti mensuplarının doğrudan partilerine karşı mahkemelerde haklarını arayamaması…

Akıl ve mantık dışı…

-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, böyle yönetmelik değişikliği olmaz diyerek, Anayasa Mahkemesine başvurmayıp, CHP’den bunu eski hale getirmesini istemiştir.

Öte yandan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP’ye yönelik 29.9.2015 tarihli yazısı ile, 1 Kasım seçimleri için önseçimi fiilen olanaksız kılan yönetmelik değişikliğinin, hukuka aykırı olduğunu ifade etmesine rağmen, bu yazı da kamuoyunun ve süreçteki olağan kurultayda da parti delegelerinin, 1 Kasım seçimlerinde de milletvekili aday adaylarının bilgisinden uzak tutulmuştur.

Bu yazının varlığından kimse haberdar edilmemiştir.

Böylece CHP yönetimi tarafından 1 Kasım seçimleri için milletvekili aday listesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yazısından anlaşıldığı üzere, tüzük ve yasaya aykırı biçimde oluşturulmuştur.

Bu durum kuşkusuz, seçilen milletvekillerine de, seçimde aday olmayanlara da yapılan en büyük haksızlık olmuştur.

-Tedbir isteğinin mahkemece hukuka aykırı biçimde reddi ve de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yazısına da CHP’nin hukuka aykırı biçimde uymaması karşısında, 7 Haziran’da önseçime katılmayanlar, 1 Kasım için de hiç tartıştırılmadan aday yapılmıştır.

Süreçte yargı denetimi dışında kalan yönetmelik değişikliği nedeniyle, CHP’nin 1 Kasıma yönelik milletvekili listesi, CHP yönetimi ve genel başkanı tarafından yapılmıştır.

7 Haziran seçimleri için önseçimden çıkarak gelen kadro, 1 Kasım için kolaylıkla tekrar önseçimden çıkıp gelebilecekken, 1 Kasım seçimleri için tüm ülkede önceki aynı aday listesi, yani 7 Haziran’a resmen katılan liste korunacak denilmiştir.

Böylece, önseçimden çıkmadan 7 Haziran seçimlerine aday olarak katılan kadro da, bu yolla tartıştırılmadan tekrar 1 Kasım seçimlerine sokulmuştur.

Bunun sonucu olarak, 7 Haziran’da önseçime katılmadan aday yapılananlar için 1 Kasım seçimleri için yine önseçimsiz adaylık durumu rahatlıkla gerçekleştirilmiştir.

Asliye hukuk mahkemesinin ve mahkeme yargıcının, parti mensuplarının hak arama yollarını tıkayarak, hukuka aykırı biçimde verdiği karar, hukuk ve demokrasinin değil, CHP genel başkanının, CHP yönetiminin önünü açmıştır.

***

MHP’deki duruma gelince;

-MHP’de olağanüstü genel kurul süreci

Siyasi Partiler Yasası’na göre, siyasi parti olağanüstü genel kurullarında seçim yapılmasına kısıtlama getirilmesi hukuka aykırıdır.

Bu aykırılığın yapılacak bir olağanüstü genel kurulda tüzük değişikliğine gidilerek giderilmesi için, kurultay delegelerince yeterli imza toplanıp genel merkeze başvuru yapılmıştır. Genel merkez bu talebi yerine getirmemiştir.

MHP tüzüğünde yer alan, olağanüstü genel kurullarda seçim yapılamayacağı yolundaki hükmün kaldırılması, bu konudaki tüzük hükmünün değiştirilerek hukuka uygun hale getirilmesi için, bir olağanüstü genel kurul toplanması yolunda Yargıtay’dan da geçerek kesinleşmiş bir yargı kararı söz konusudur.

Bu çerçevede kesinleşen yargı kararı sonrasında yapılan olağanüstü genel kurulda ise, tüzüğün imza toplanan bu maddesi yanında, başkaca maddelerinde de değişiklik yapılmıştır.

-MHP genel merkezi tarafından açılan dava

MHP genel merkezi, MHP’de “olağanüstü bir genel kurulun seçimli yapılabilmesini olanaklı da kılan” tüzük değişikliğinin yapıldığı olağanüstü genel kurulun ve bu genel kurulda alınan kararların ve de tüzükte yapılan tüm değişikliklerinin iptali için, 23.6.2016 tarihinde dava açmıştır. 

-MHP olağanüstü genel kurulundaki tüzük değişiklikleri

MHP olağanüstü genel kurulunda, seçim maddesi dışında tüzüğün başka maddelerinde de değişiklik yapılmıştır.

Tüzükte yapılan diğer değişiklikler bir tarafa, hukuka aykırı olmakla, “seçimli bir olağanüstü genel kurulu engelleyen” tüzük hükmünün kaldırılması yolunda, ortada kesinleşmiş bir yargı kararı söz konusudur.

Olağanüstü genel kurulda da, yapılan tüzük değişiklikleri kapsamında, seçimli bir olağanüstü genel kurulu engelleyen tüzükteki engel hüküm de kaldırılmıştır.

-Aynı yargıçtan, kendisiyle çelişen, her durumda muhalefet yönetimleri lehine kararlar

Siyasi parti yönetmelik değişiklikleri konusunda görevli değilim diyerek CHP konusundaki başvuruyu reddeden ve CHP genel merkez lehine sonuç yaratan aynı yargıç, bu sefer siyasi parti tüzük değişikliği konusunda görevliyim diyerek MHP genel merkezi lehine hareket edip, somut bir gerekçe de göstermeden, yargı kararı uyarınca yapılan ve seçim engelini kaldıran tüzük değişikliği hakkında bile tedbir kararı vermiştir.

Tedbir konusunda gösterilen somut bir gerekçe yoktur. Ancak, her bir maddenin ayrı ayrı durumunun irdelenmesi gerekirken, yargı kararı uyarınca değiştirilen tüzük hükmü için bile tedbir kararı verilebilmiştir.

İki parti hakkında aynı yargıç tarafından verilen iki karar birbiriyle çelişmekte.

CHP aleyhine yapılan başvuru reddedilmiştir.

MHP genel merkezinin yaptığı başvuru ise kabul edilmiştir.

Her durumda bu partilerin yönetimleri lehine kararlar ortaya çıkmıştır.

Her iki parti yönetimleri lehine, aynı yargıcın kaleminden çıkan bu iki karar, her yönüyle çok açıkça birbiriyle çelişmektedir.

Bu iki kararın ortak paydası, her iki kararın da hukukun üstünlüğüne uygun olması değil, parti yönetimlerinin beklentisini yansıtmasıdır. 

İki karardaki çelişki

Önceden, mevzuattaki emredici konulara aykırılık durumunda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yoluyla Anayasa Mahkemesinin görevli olduğunu, kendisinin görevsiz olduğunu söyleyen, CHP ile ilgili parti yönetmeliği konusundaki başvuruya bakmayan ve parti mensuplarının hakkını görmezden gelen yargıç, şimdi MHP hakkındaki başvuruda bunu dememiş, parti tüzüğü konusunda görevli olduğunu kabul etmiş ve tedbire hükmetmiştir. 

Kesinleşmiş yargı kararı, tedbir ile etkisiz kılınmıştır

Parti tüzüğünün diğer maddelerinde yapılan değişiklikler bir tarafa, seçimli olağanüstü genel kurul yapılmasını engelleyen tüzük hükmünün değiştirilmesine yönelik kesinleşmiş bir yargı kararı da bulunmasına rağmen, tüzükteki bu madde hakkında bile, yani yargı kararı gereği yapılan tüzük değişikliğine ilişkin madde hakkında bile tedbir kararı vermiştir.

Bunun anlamı, yargı tarihine geçercesine, kesinleşmiş bir yargı kararının, tedbir yoluyla etkisiz kılınmasıdır! 

-Siyasi partilerin tüzük ve yönetmelik değişiklikleri ve de iptal yetkisi

Siyasi partilerde yönetmelik değişiklikleri, parti yürütme kurulları (PM, MKYK), tüzük değişiklikleri ise parti büyük genel kurulları tarafından yapılmaktadır.

Siyasi partilerin çıkardığı yönetmelik ve tüzüklerde, mevzuattaki emredici kurallara aykırılık var ise, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesine, aykırılık konusunda parti hakkında ihtar kararı verilmesi için başvuru yapabilmektedir. Anayasa Mahkemesi bu durumda, sadece ihtar kararı verebilmektedir. Verilen ihtar kararı söz konusu yönetmelik veya tüzüğün iptali sonucunu doğurmamaktadır. Çünkü Anayasa Mahkemesi, sadece yasaları ve anayasa değişikliklerini iptal edebilmektedir. 

Danıştay ise, kamu makamları tarafından çıkartılan tüzük ve yönetmelikleri iptal edebilmektedir. Özel hukuk tüzel kişisi olan siyasi partilerin çıkardığı tüzük ve yönetmelikleri iptal yetkisi ise her durumda tartışmasız biçimde sadece ve sadece adli yargıya aittir.

Parti mensupları da, haklarını sadece genel yargıda arayabilmektedirler.

Genel başkanlar, siyasi partiler, hukukun üstünlüğünün, demokrasinin koruması altında olmalıdır.

Yaşananlara bakınca, muhalefet genel başkanlarının, yargının ama bağımsız olmayan bir yargının koruması altında oldukları görülmektedir.

Yargı bağımsızlığının, iktidar karşısında yok olduğu gözetildiğinde, yargı bu hale düştüğü için, neden muhalefet parti yönetimlerini, muhalefet genel başkanlarını koruma altına almış durumdadır...

Ne böyle bir yargı ne böyle bir demokrasi ve ne de böyle bir siyasi parti yönetimi olmamalıdır.

İktidar, yargı üzerinden, sistemi, demokrasiyi, muhalefeti bile biçimlendirmektedir.

Kuşkusuz bu durumdan, hukuk ve demokrasi yoluyla çıkılacaktır.

İktidar, ne kendi yargısını, ne de kendi muhalefetini yaratamayacaktır.

Yorumlar