CHP'de neler oluyor?

Benim huyumdur, sonda söyleyeceğimi başta söylerim; iyiye gitmediği kesin...

Bu yazıyı okurken bana kimlerin övgü, kimlerin sövgü yapacağını tahmin edebiliyorum. Sorun da bu zaten.

Son 35 yıldır toplumun kafası kültürel kotlarla dolduruldu. İnsan olduğumuzu unuttuk ve hepimiz şeytani bir bölünme tezgahının içinde bir anda başrol oyuncusu olduk.

Mesela “memleketin neresi” yada “Kürt müsün Türk müsün” ya da “Laz mısın Gürcü müsün”, “Mokti misin Karadenizli misin”, Kürt isen yetmez “Zaza mısın”, “Alevi misin Sunni misin”, Alevi isen “Türkmen misin değil misin”, “Sunni isen hangi mezheptensin” gibi gibi sayısız kamplaşma içimize bulaştırıldı.

Görüşümüzü açıklasak ya bir zumreye yandaş onun karşı olduğuna da otomatik olarak karşı olmuş oluyoruz. Bu bizi çirkinleştiren, insan olmaktan çıkaran bulaşıcı bir cüzzamdır, öncelikle bunu unutmayın.

Gelelim CHP’ye...

Durum sıkıntılı, biliyorsunuz. Benim kamuoyu araştırma firmam var; öyle pek siyasi analizler değil de daha çok ticari araştırmalar yapıyoruz. Bazen de siyasi araştırmalar yapıyoruz. Bu referandumdan önce sonucu 20 gün önceden tahmin ettik hem de nokta vuruşlu bu araştırmayı yakın çevrem ile ve birkaç kaç belediye başkanı ile partideki üst düzey bazı yöneticilerle sonucu paylaştım. Kimse bana inanmadı tabi ama referandum gecesi telefonum hiç susmadı. Nokta atışlı bilmiştik sonucu çünkü, görünen köy kılavuz istemezdi.

Hayır çıksın diye hepimiz maddi manevi var gücümüzle çalıştık. Hakkını vermek lazım, CHP örgütü de alan çalışmalarını nerede ise kusursuz yaptı, sivil toplum tüm baskılara rağmen mücadele verdi. Peki ne oldu da kaybettik?

Burayı iyi analiz etmemiz lazım; bir kere bu referandum sonuçları ayıplıdır, bunda hiç bir şüphe yok.

Peki, bu ayıp kime ait ?

Sadece iktidara ve yandaş kurumlara mı?

Tabiki hayır.

Adama sormazlar mı 157 bin CHP görevlisi, 70 bin HDP görevlisi ve on binlerce diğer partilerin sandık görevlileri uyuyor muydu?

İktidar oy çalmışa benzemiyor varsa da sonucu etkileyecek düzeyde değil çünkü muhalefet partilerinin tutanakları kıyaslandığında sonuçlar hemen hemen aynı.

Peki ayıp nerede?

Ayıp şurada... Eğer referandumdan hayır çıksaydı YSK mühürsüz oyları bahane ederek  seçimi iptal edicekti. Az bir farklada olsa önde olduklarını gördüklerinden sebep, böyle bir iptale gerek kalmadığı anlaşıldığından mühürsüz oyları yasaya aykırı olarak kabul etti.

% 49’u aralarında paylaşamayan siyasiler de yaşanan bu ayıbı seyretti. Hadi iktidar  mensupları oyları mühürlemedi diyelim, oradaki CHP’li görevliler niye bu mühürleme işlemini yapmadı? Hadi onu yapmadı, kaçar tane mühürsüz oy varsa tespit edip neden tutanak altına almadı?

Buna organize başıboşluk derler .

Biz bu gerçekleri görmeden, konuşmadan doğru yolu bulamayız.

Buradan mensubu bulunduğum İstanbul İl örgütümüzün başta İl Başkanı Cemal Canpolat olmak üzere bütün mensuplarını tebrik ediyorum; 23 yıl sonra bize İstanbul’da birinci çıkabilme onurunu yaşattıkları için. Demek ki çalışınca oluyormuş.

Şimdi gelelim esas duruma; Baykal’ın çıkışına...

Bilinçli bir çıkış bence. Sayın Kılıçdaroğlu’nun elini rahatlattı, muhalefete herkesten önce soyundu ismi üzerindeki tartışmaları partiiçi muhalefetin imajı ile bütünleştirdi ama söylediği bir çok şey doğru teknik detaylar mesela şimdi bu yeni sistemde adının Cumhurbaşkanı olduğuna bakmayın bildiğin icranın başı hem başbakan hem Cumhurbaşkanı yani devletin tek karar veren icracısı gerekirse yasama yapma yetkisi bile var, şimdi kalkıp buraya tarafsız biri gelsin demek siyasetin sorumluluk duygusuna aykırı topluma kim hesap verecek ya da Başkanı frenleyen ve denetleyen bir siyasal kadro olmasın mı? Öyle “partisiz Cumhurbaşkanı istiyoruz, bizim Başkanımız seçilince istifa edecek” lafları toplumdan kabul görmez. Başkanın partisi olmalı, icraatı partisinin görüşüne göre yapmalı. Toplum Erdoğana oy verebilir ama bize CHP olduğumuz için oy verir.

Abdullah Gül tartışmasına girmeyeceğim; tek lafım “aptallık” olur.

Sayın KILIÇDAROĞLU’na gelince tek kelime ile söyleyeyim; önümüzdeki seçimde alınan bu % 49’u kendi adaylığı çerçevesinde bence konsolide edemez.

Konuştuğum HDP’liler çok net söylüyor, dokunulmazlıklar konusundaki tavrı Kürt seçmen üzerinde büyük bir derin yara bırakmışa benziyor bencede bu konuda takınılan tavır hataydı.

Ulusalcı diye tanımlanan camia ile yaptığım sohbetlerde de genel başkan ile aralarında büyük bir güven bunalımının olduğunu gözlemledim.

MHP’li muhaliflere gelince CHP ve MHP deki yıpranmışlıktan yararlanarak CHP ve MHP’yi bölerek yeni bir merkeze yakın partileşme arayışına girdikleri kesin.

Geriye bir tek milli görüşçüler kalıyor, onlar da referandumda hayır verdiler ama tabanlarını hala AKP’ye kaptırıyorlar, hatta şimdiden “biz CHP ile aynı safta nasıl olduk” diye kavga etmeye başladıklarını biliyoruz.

Sayın Kılıçtaroğlu bu noktanın kendisi de farkında ki ben aday olmam diyor ama adayı belirleme arzusundan da vazgeçmiyor.

İşte yanlış burda Sayın Genel Başkan!

Siz nasıl cumhurbaşkanı adayı belirleyeceksiniz ki? Geçmişteki tasarrufunuz bizi Erdoğana mahkum etti!

Ekmelettin Bey’i aday yaptınız, risk alıyorum dediniz, kaybettiniz ama aldığınız riskin bedelini ödemediniz.

Arkadaşlarımız cezaevinden çıkmadan yemin etmeyeceğiz dediniz, sonra Meclis’e girip bir hafta sonra yemin ettiniz.

%35 in altında oy alırsam istifa ederim dediniz %26 oy aldınız oturmaya devam ettiniz.

 Oylarımız düşerse istifa ederim dediniz, oylar % 25’e düştü yine oturdunuz.

AKP ile istikşafi istikşafi 30 küsür gün görüştünüz, ne görüştüğünüzü bile tarif edemediniz.

Yetmedi hükümeti kurma görevi size verilmesi gerikirken verilmedi, 1 milyon partilimizi o sarayın kapısına yığmak varken bir salı günü grup konuşmasında böyle bir şey olabilir mi demekle yetindiniz ,

Bu partiye cemaat hayranı Muhammet Çakmak’ı PM üyesi yaptınız, yetmedi danışman yaptınız, yetmedi belediye başkan adayı yaptınız ,bu da yetmedi İhsan Özkesi milletvekili, PM üyesi ön seçimi kazanan bir partilinin yerine İnan KIRAÇ’tan aldığınız tavsiye ile tepeden inme belediye başkan adayı yaptınız, şimdi kendisi partimize laf saymakla meşgul ama siz gereğini yine yapmadınız.

16 Nisan referandumunda yenilmekle kalmadık, kazık yedik. Resmen rejim değişti, siz milyonları o YSK’nın önüne yığmadınız.

Şimdi bu yazıyı okuyup da sadece yazının başında saydığım sebepten kamplaşarak fikirleriyle değil, seçtikleri taraflarla beni suçlayacak olanlar elbette var olacak, hatta disipline verilmemi isteyecekler.

Ancak elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin dostlar, sadece insan olduğunuzu hatırlayarak... Bu yazdıklarımın hangisi iftira?

Sayın Genel Başkanın hala ülkeye ve partiye yapabileceği çok büyük bir iyilik var... O da hukuka dolanmadan, derhal olağan üstü kurultayı toplamak, çünkü rejim olağan üstü bir boyuta gelmiştir.

Derhal ülkemizin ilericileri yolunu çizmeli. CHP güçlü bir amiral gemisi haline getirilmelidir.

CHP de ülkemiz de sayın Kılıçdaroğlunun genel başkanlık sevdasından daha değerlidir .

Son olarak söyleyeyim, bu halktan kopuk dirençsiz politik tavrımızdan dolayı AKP cesaretlendi; hukukçuları ile ilçe belediyelerini kaldıran yerine il ve bölge belediyelerini getiren yasa hazırlığı içerisindeler. Kimsenin koltuğu garantide değil, yani bu kafayla gidersek bu yasa taslağı da yasalaşır.

Bütün bu yanlışların karşısında güçlü bir CHP’ye, güçlü bir lidere ihtiyaç vardır. Kurtuluş CHP nin öz evlatlarını kapının önüne koymada değildir, kapının önüne koyanlar elbet bir gün tarihteki utanç yerini alır çünkü kurtuluş CHP’nin öz evlatlarındadır; ithallerde ve tombaladan çıkanlarda değil.

Yorumlar